Diriliş Sevdası ve Sezai Karakoç

sezai-karakoc-elestirisi

“Ruhumuzun içinde kar yağar

Anamızdan doğduğumuz geceden beri

Heybemizi emektar makinelere yükleriz

Fikirlerimizi tıfıl vinçlere

İri buğday tanelerinin trenleri yürüttüğünü bilmeyiz

Biz yangında koşuyu kaybeden atlarız

Biz kirli ve temiz çamaşırları

Aynı zaman aynı minval üzere katlarız

Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız”

(S. KARAKOÇ –GÜN DOĞMADAN s:42)

 

Şair-yazar-düşünür-aksiyon adamı Sezai Karakoç, yaşadığımız bu coğrafyada yetişen çağımızın önemli kilometre taşlarından biridir. Bir bakıma Necip Fazıl Kısakürek çizgisinin sürdürücüsü olan Karakoç, Doğu’dan yükselen güçlü bir şahsiyet ve yerli bir mütefekkirdir. Karakoç, büyük bir kaos/kriz/bunalım yaşayan günümüz insanı için, bir çıkış yolu, bir diriliş reçetesi arayanlar için yol gösteren fenerlerimizden biridir.

 

Şüphesiz o, büyük bir şair ve sanat adamıdır aynı zamanda. Ancak, bizce hala vakur duruşuyla aramızda yaşayan, kökleri bu topraklardan beslenen yetmiş yıllık ulu çınarın en önemli özelliği, ismiyle özdeşleşen “DİRİLİŞ” aksiyonu, sevdasıdır. O, bütün eserlerinde (son haliyle 55 kitap ve yığınlarca kitaplaşmamış makaleleri ve şiirleri) ve aksiyonunda adeta bütün ilhamını bu kavramdan almıştır. Sezai Karakoç, Diriliş okulu ve ekolünün üstadıdır.

 

Karakoç dirilişi, hem metafizik, hem de tarihsel ve toplumsal yönüyle izah etmeye çalışmıştır. Bireysel ve toplumsal değişim, gelişim ve dönüşümü esas alan evrensel bir “sevgi devrimidir” DİRİLİŞ. Karakoç, Diriliş okulunun otuz yıllık teorik altyapısını (dergi, gazete, konferans… vs.) 1990-97 yılları arasında aksiyonlaştırarak (Diriliş Partisi) özelde Türkiye, genelde dünya Müslümanlarına bir mesaj vermek istemiştir. O, insanlığın yeni bir çağın, dönemin eşiğinde olduğunu hem teori (ruh), hem de pratik (aksiyon, toplumsal) cephesiyle vurgulamış ve tüm yaşamını buna adamıştır.

sezai-karakoc-afis

Her aydın, düşünce ve aksiyon adamını kendi bulunduğu koşullarda değerlendirmek gerekir. Çünkü, insanın düşüncelerini şekillendiren ve aksiyonlarına yön veren yaşadığı ortamın sosyal ve doğal şartlarıdır şüphesiz. Buna rağmen, bazı fikir ve eylemler vardır ki; onlar çağlar ve zamanlar üstüdür. Zaman, o söz ve fiilleri eskitmez, tam tersine her geçen gün yeniletir, parıldatır ve doğrular. İşte Sezai Karakoç; fikir, düşünce ve sanatıyla çağını aşan bir profile sahiptir.

 

DİRİLİŞ EKOLÜNÜN KALKIŞ NOKTASI: İSLAM

 

Diriliş ekolünün mimarı Sezai Karakoç’un temel kalkış noktası İslam’dır. O, bütün eserlerinde, konuşmalarında eylemlerinde bu gerçeğin altını çizer. Diriliş; felsefesini, aksiyonunu ve varlığını buradan alır. Yani memba, İslam’dır onun ekolünde. Sezai Karakoç’un, bu isimle yazılmış bir eseri de bulunmaktadır. O, önce imanın şartlarını (Allah’a, Meleklere, Peygamberlere, Kitaplara, Ahirete, Kadere İman) farklı ve çarpıcı yorumlarıyla ele alır.

 

O, hem kendi coğrafyasında yaşayan Müslümanların, hem de dünya Müslümanlarının içinde yaşadığı koşulları, içine düştükleri acziyeti göz önünde bulundurarak işe temelden başlamış ve İslam’ı yeniden yorumlamaya çalışmıştır. Vahyi öğretiyi esas alarak, İslam’ın özünü sunmaya çalışmış ve özellike Soğuk Savaş döneminde revaçta olan komünizm ve kapitalizmin çıkmazlarını ve çarpıklıklarını İslam’ı tanımlarken sık sık dile getirmiştir. “Allah’ın indinde din, İslam’dır” ilahi mesajı doğrultusunda, İslamla, tahrif edilmiş Yahudilik, Hıristiyanlık, Doğu dinleri (Taoizm, Brahmanizm, Hinduizm) arasındaki farklılıkları ve İslam’ın üstünlüğünü ortaya koymaya çalışmıştır. ‘Din’ tanımlamasına en uygun dinin, İslam olduğunun altını çizmiştir.

 

Sezai Karakoç, bir Müslüman’ın inandığı şeyleri, akıl ölçüsünden geçirmesi gerektiğini düşünür. Ba’sebadulmevt (öldükten sonra tekrar dirilmek) düşüncesine de bu pencereden yaklaşır ve bu kompleks gibi görünen problemin çözümünün Allah’a inanıştan geçtiğini belirtir. Çünkü, O’na inanmayan, zaten devamına da inanmaz. Allah’a inanmak beraberinde öldükten sonra dirilmeye inanmayı da getirir.

 

İnsan, ölürken ağırlıklarını yitirir ve yavaş yavaş gözden kaybolmaya başlar. Bu nedenledir ki şairler ölümü, dizelerinde bir kıyıdan uzaklaşan gemiye benzetmişlerdir. Ölümle, dünyada ağır olan nesnelerimizi bırakır ve yalın halimizle O’na terfi ederiz.

 

Yazar, mükemmel inanışı ve kamil İnsanı ortaya çıkarmanın peşindedir. Bu nedenledir ki; insanüstü alemdeki güzelliği keşfe yeltenir ve her insanın bir haber olduğundan hareketle, her doğan çocuğun yeni bir haber getirdiğini hatırlatır. Ve bu eskimez güzel haberi vahiyle irtibatlandırır.

 

Karakoç, insanlığın ve İslam’ın temel meselelerine tek tek açıklık getirir ve sağlam bir bina inşaya çalışır. En karmaşık gibi gözüken kaderi de, bu pencereden ele alır ve onu “oluşun ve yaradılışın mutlaka yorumlanması” olarak değerlendirir.

sezai-karakoc-afis

Dinin esas öğretilerinden biri olan oruç, onun muhayyilesinde; “samanyolunda ziyafet”, “çocuğun dini keşfi”, “kayalıkları dinamitle kırıp asfaltlaşan yol”, “ruhun dezenfeksiyonu”, “mistik başarı” “dinin konkre parçası” olarak yer eder. Ve bu muhayyileyi, bir ziyafet eşliğinde dostlarının gönlüne sunar.

 

Bazen insanın aklının gelip durduğu ve afalladığı meseleler de vardır. Ve böyle durumlarda teslim olmaktan başka çare yoktur. Bu din, zaten ismiyle müsemma bir din değil midir? Sezai Karakoç, yazılarıyla ve eylemleriyle batı karşıtı bir yazardır. Duruşunu batıya karşı sabitleştirerek saflarını sıklaştırmıştır. O kendi sitesindeki (İslam sitesi) değer yargılarını (ergenlik, erdem), batınınkilerle (madde) kıyasla doğruluğunu ortaya koymuş ve bu sitenin teşekkülünün gerekliliğini haykırmıştır.

 

Kısaca o; İslam’ın bütün odalarına tek tek girmiş ve yeniden İslam’ın insanlığın ruhuna uygun bir şekilde dizayn etmek gerekliğini vurgulamıştır. Dinin kendine özgü ruhunu ve çizgisini yeniden yaşatılması gerekliliğine dikkat çekmiştir. Ne doğu, ne de batı, insanlığın kurtuluşuna çözüm değildir. Doğu ile batı arasında, doğu ve batıyı da içine alan yeni bir sese kulak vermek gerekiyor. O güçlü ses de İslam’dır şüphesiz.

 

Aslında, doğu da, batı da Allah’ındır. Doğuda ve batıda yaşayanlar da insandır ve onların da insanca yaşamaya ve gerçeklerle yüzleşmeye hakları vardır. İşte Sezai Karakoç, aynı zamanda bu ince ayrıma dikkat çekiyor:

 

“İslam’ı, sırf doğulu ve sırf batılı veya ikisinin uyuşması saymak yanlıştır. İslam ortadadır, ortalama değildir.”

sezai-karakoc-hikaye

DİRİLİŞİN ÇEVRESİNDE BEYİN FIRTINASI

 

Sezai Karakoç’un, dirilişin çevresinde yazdığı makaleler, diriliş kavramının ilk tohumları olarak algılanabilir ya da fikir ve düşüncelerinin zihin egzersizleri… Önce bir durum tespiti yapılıyor ve akabinde bir bir mermiler sürülüyor namluya. Yerli düşünceleriyle ayağı yerde bir düşünür ve aksiyon adamıdır, Sezai Karakoç. Bu ülkede yıllardır küllenmiş, yön sapmasına uğramış ve anlam buharlaşması yaşamış bir milletin yeniden şahlanışına ve dirilişine öncülük ediyor o. Bu yönüyle geçmişin acı tecrübelerinden ders çıkarılarak, geleceği aydınlatıcı ışık saçılıyor ve ‘Vira Bismillah’ dirilişe davetiye çıkarılıyor. Önce sağlıklı bir diriliş ruhu yaratılıyor ve akabinde diriliş coğrafyası oluşturulmaya çalışılıyor.

 

Geçmişle şimdiki zaman ve gelecek arasında sıkı bir köprü kuruluyor. Tarihin derinliklerindeki tecrübeler gün yüzüne çıkarılarak geleceğe yol haritası çıkarılmaya çalışılıyor. Yeni bir site, güçlü bir şehir ve kadim bir medeniyetin temelleri atılıyor. Ruhun, bedenin, aklın, şehrin, medeniyetin, tarihin, geleceğin…. Yeniden DİRİLİŞ için beyin fırtınasına tutuluyoruz. Dirilişin çevresinde kadim bir medeniyet inşa ediliyor. Batıya karşı doğunun (İslam’ın) yeniden dirilişinin şart olduğunu, aksi taktirde batının bir ahtapot gibi her tarafımızı kuşattığından bahisle, erdemli, aydın insanların meseleye duyarlı olması gerektiği vurgulanıyor.

sezai-karakoc-resimleri-2

Karamsarlığın hakim olduğu o dönemin Türkiye’sinde yeni bir ufuk ve gelecek ülküsü doğuyor. Bu yeni ümit, fikir ve eylemleriyle genç kuşağı yüreklendiriyor. Her on yılda bir darbelerden başını kaldıramayan yorgun bir millete, umut aşılanıyor ve diriliş ruhu veriliyor. Tüm ülkenin ve İslam aleminin kurtuluşu için kalemini ve yüreğini hiç çekinmeden ortaya koyuyor. Özellikle Türkiye’yi, Batı tehlikesine karşı uyarıyor. Bu yönüyle Sezai Karakoç’u, fildişi kulede gazel okuyan sözde aydın kesimlerden de ayırtmak gerekir. Kendi coğrafyasında, dipten gelen düşünce ve eylemleriyle geleceğe yürüyor ve uğradığı her yere kendinden nüsha bırakıyor.

 

Sezai Karakoç’un eserlerindeki konu çokluğu, gündem yoğunluğu bir bütün olarak ele alındığında; ortaya derli toplu, geleceğe umutla bakmayı salık veren bir fotoğraf çıkıyor: DİRİLİŞ… Ve sonuçta, dirilişten bir albüm kalıyor kucaklarımızda.

 

Ölümü gören bir gözle bakmayı aşılıyor bize Karakoç ve ölümle öteyi görebilmeyi, oraya hazırlık yapmayı öneriyor bize. Çünkü ölüm; bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Dirilişe ölüm perspektifinden bakıp, o ruhla büyüyüp gelişmeli. Ölmeden önce ölmenin adıdır yaşamın sırrı.

 

Ve o, ölümün görünmeyen dünyasında gezdirirken yüreğimizi, yeni dünyalar da muştuluyor bize. Soyut aleme (konkre), sanat ve edebiyatla bir karşılama töreni hazırlanıyor. Ve modern çağda, şiiri de içine alan bir galibiyet müjdeleniyor.

sezai-karakoc-mektup

Bu ruhla insan, destanlar yaratan güçlü bir kahramandır. Aslında doğmak, ilk destan oluşturmaya başlangıçtır. Zaten, insanlığın yeryüzüne inişi başlı başına bir destan değil midir?

 

Onun kaleminde eskilerin tufanıyla, yenilerin buhranı örtüştürülüyor. Önce bireysel buhran, ardından toplumsal buhran ve buhranların ihtilallerle patlatılması…

 

Yüreğimiz dağa, dağdaki çocuğa konuşlanıyor bir anda. Güneş ve dağ ya da anne ve çocuk… Her şey, bu sihirli kelimelerde gizleniyor. Ancak bu kadar yakışabilir iki kelime birbirine. Dağ; anne şefkatini, güneş yaramaz çocuk sıcaklığını…Ve dağın güven veren sığınma yeri olması. Dikkatler ilahi buyrukla hep dağlara çekiliyor. Oysa, biz dağlardan uzaklaştık ve ovalara kurduk şehirlerimizi. Sığınacak yerimiz, şefkat arayacağımız (bulacağımız) eller yok.

 

Yazar, insanların değer ölçülerinin maddeye hapsedildiğinden yola çıkarak, her şeyin maddeyle değerlendirildiği sonucuna varıyor. Ve ancak bir avuç insan ve “minik bir insan çizgisi” bu kötü gidişata engel olmaya çalışıyor ve karşı duruyor. Yazar bu zarif ve nazik çizgiyi selamlıyor ve “asil çizgiye” yol açıyor.

 

Zaman zaman da, Sezai Karakoç’un kaleminde aydınların diyalektiklerine serzenişler var. Kül tablalarını doldurup havayı kirleten aydınlara sesleniyor. Lütfen dışarı çıkın ve temiz hava alın. Güneş sırtınızı yaksın ve gül kokuları alsın burunlarınız. Kuş sesleriyle denizi dinleyin.

 

Bir topluluğun yeniden şahlanışı, kurtuluşu; ne gelişim (evolüsyon), ne devrim (revolüsyon) yoluyla olur. Kurtuluş ancak onun anahtar kelimesi ve aksiyonu diriliş (rezüreksiyon) ile mümkündür.

 

Anadolu’ya aşık bir yüreğe sahiptir Sezai Karakoç. Özelde manevi başkent İstanbul’a da… O, yerlidir ve hep yerli olmayı yeğlemiştir. Onda; “bütün haritasıyla Anadolu gülümseyen bir yüzdür.”

Sezai Karakoc

YEGANE KURTULUŞ “İSLAMIN DİRİLİŞİ”NDE

 

Sezai Karakoç, dirilişin çevresinde alt yapısını oluşturduğu yeniden diriliş idealinin ilk basamağı olarak, İslam’ın dirilişini seslendirir. 20. yüzyılda bir mütefekkirin can alıcı hamlesidir, İslam’ın yeniden dirilişi… Ona göre İslam’ın dirilişi, insanlığın dirilişidir. İslam zaten diri ve canlı olarak yerli yerindedir. Yıllardır kabuk bağlamış, yüzünü gelişim ve değişimlere ters çevirmiş olan Müslümanların ve İslam dünyasının yeniden dirilişidir asıl olan. Bu gerçekten hareketle İslam’ın dirilişinde, Avrupa’nın, Asya’nın ve Afrika’nın durumunu masaya yatırıyor Sezai Karakoç.

 

O dönemde ve hala Avrupa yükselişinin önünde bir set olarak duran Asya ve Afrika ruhunun aslında uzlaşması gerektiğini, aksi taktirde büyük yıkımların ve felaketlerin baş göstereceğinin haberini veriyor. 21. yüzyılın ilk çeyreğini yaşadığımız bu dönemde, o gün yapılan tespitlerin doğrulandığına şahit olmaktayız. S. Huntington’un Medeniyetler Çatışması tezi, 1992 – 97 yılları arasında Bosna-Hersek’te yaşanan dram, İsrail-Filistin çatışması, Irak’ın ABD tarafından işgali,vs… Bu yakın zamanda yaşanan hadiselerdir. Bu hassas yürüyüşte direksiyon Avrupa ve ABD’nin elindedir. Aslında yazarın, o yılların sisli havasında önerdiği ve çözüm olarak sunduğu İslam Birliği düşüncesi hala geçerliliğini korumaktadır. Bütün insanlığı kucaklayan ve onların dertlerine deva olan ilahi düşünce ve birlik; kurtuluşun ve dirilişin tek alternatifidir.

 

Bu hassas dengede kilit rolü üstlenmeye aday İslam dünyasının da kendisini toparlaması, yeniden dirilişe geçmesi için hazır olması gerekir. Bu görevi üstlenen aydınlara da büyük görevler düşüyor şüphesiz. Bunun için de düşüncede, inanışta, edebiyat ve sanatta yeniden dirilişe gidilmelidir yazara göre. Çünkü; “düşüncede diriliş olmaksızın inançta diriliş gelişemez, inanışta diriliş olmaksızın da duyuşta, duyarlıkta yani sanat ve edebiyatta diriliş başlayamaz.” İslam’ın, düşüncenin önünü kesmediği, ancak bizim düşünmenin önünü durdurduğumuz ve dolayısıyla dini dondurduğumuz dramıyla karşı karşıyayız. Ve biz, kendimizi ötekilerin kollarında bulduk bir anda. Yıllardır bu şaşkınlıkla kendi yurdumuzda misafir muamelesi gördük. Yabancılar ev sahibimiz oldu. Artık evimize dönmeli ve yaralarımızı süratle onarmalıyız.

 

Bu nedenle Sezai Karakoç’un telkinleri doğrultusunda, İslam’ın yeniden diriliş gemisine Müslümanları, Yahudileri, Hıristiyanları, Doğuluları, Afrikalıları, din ve tanrıtanımazları kısacası bütün insanlığı davet etmeliyiz. Çünkü kurtuluş ve saadet buradır. Bu diriliş aksiyonunun öncüsü Müslümanlardır şüphesiz.

 

ÇAĞIN YORUMU VEYA DİRİLİŞ NESLİNİN AMENTÜSÜ

 

1970’li yıllarda Sezai Karakoç, Diriliş Neslinin Amentüsü ile diriliş neslini muştuluyordu. O, bütün bu çalışmalarını mütevazı bir ifadeyle “çağın dokusuna işlenmek istenen bir eskiz” şeklinde ifade ediyordu.

 

Karakoç, Diriliş Neslinin Amentüsü’nde kendisinin “diriliş eri”, “diriliş işçisi”, diriliş cephesinde “bir savaş adamı” olduğunu hatırlatıyor. Ve ardından bu apansız savaşın mahiyeti ve anlamı üzerinde duruyor. Topla, tüfekle yapılan bir savaş değil, ruhun-ruhların medeniyetlerin, zihniyetlerin savaşı…

sezai-karakoc

O, diriliş neslinin konumunu ve iç dünyasını zenginleştiren azığını ortaya koyuyor. Bunu, ben sorumluluğundan yola çıkarak “diriliş kentinin, diriliş sitesinin kurulması için taş taşıyan, harç taşıyan biri olarak” görüyor ve kendisini, diriliş erlerini, erenlerini ve pirlerini. “Hakikat savaşı ve hakikata karşı savaşlar, başkaldırmalar”olarak yorumladığı “tarihi” ve “hayatı”, diriliş mücadelesinin odağına yerleştiriyor. Ve “erdem sitesinin” dirilişi ve kuruluşu için öncelikleri belirliyor o engin ufkuyla.

 

Karakoç, diriliş ruhunu çevreleyen daireleri dışarıdan içeriye doğru (içeriden dışarıya doğru ise kıyamet aşısında) sırasıyla ortaya koyup açıklıyor. Ve insanı, eşyayı, tarihi, düşünce ve sanatı bu haleler doğrultusunda değerlendiriyor. Böylece diriliş eri, aynı zamanda kendine bir mihenk belirlemiş oluyor. Yani, diriliş erinin temel inançlarından oluşan lokomotif… İnsanlığı kurtaracak, onu aşılayıp yeniden ayağa kaldıracak, diriltecek orta yolun trafik işaretleri, ana çizgileri… Güvenli bir sürüşle hedefine ulaştıracak temel inançlar…

 

Karakoç, Diriliş Neslinin Amentüsünü, bir diriliş manifestosu olarak çağın idrakine sunuyor. Bu amentüyü, “otokritik”, “özeleştiri”, “bir diriliş ilanı”, “yeni bir diyalektik”, “insanın gönlüne tuttuğu ayna”, “çağa meydan okuma”, kavgaya ebedi barış için katılma” olarak ele alıyor ve son surat yol aldırıyor kalbimizin sahillerinde.

 

Diriliş Neslinin Amentüsünde, çağın ona uyduğu bir medeniyet projesinin doneleri sunuluyor bize. Hayatın tam merkezinde ilmiyle amil bir nesil ve medeniyet… Tabi ki, her bireyin önce kendi yüreğinde yaşadığı, uyguladığı bir dünya tasavvuru öngörülüyor. O, İslam’ın dirilişini; birey, toplum ve tarih üçgeninde ele alıyor. Çünkü o, üçgenin temel köşeleri olan diriliş neslinin kendi geçmişini, kültürünü ve medeniyetini yaşamak ve yaşatmak gerektiğini vurguluyor.

 

Diriliş eri; bireyci, ferdiyetçi toplumu esas alan bir şahsiyettir ona göre. Ancak bu ferdiyet ve bireycilik “şahsiyetle örtülüdür, İslam’ın insan ideasında.”

 

Dirilişçinin inancında, dünya ve ahiret ayrımı yoktur. İkisi bir bütündür ve bütün çaba iki alem arasında sağlam bir köprü inşa edip, öte aleme sağ salim gitmektir. İnsanda ve toplumda gelişmesi gereken diriliş şuuru, inancı budur. Bunun için Karakoç’un beylik ifadeleriyle; kendine özgü “diriliş sitesi” kurmaktır amaç. Bu diriliş sitesi aslında “ruhun dirilişiyle” inşa edilen bir sitedir. Ve akabinde, ideal diriliş sitesinin iç dünyasını göz önüne seriyor; çağ içinde varoluş hikmetini, bu sitenin kuruluş, canlandırma ve diriltilmesine bağlıyor. Ve bu sitenin evrensel özelliklerini sayıyor tek tek. “…dışı taklide kapalı, kalitesizlikle savaş üzerine kurulu, tüketimde eşitlik sağlayan, maddi güçlerin manevi güçlerin denetiminde olduğu, halk yönetimini esas alan, yaşamda sadelik isteyen, işsiz kimsenin kalmamasını öngören … vb.” Ve bu sitenin kurulması her diriliş erinin, Müslüman’ın görevi olduğunu hatırlatıyor. Tabi ki, bu sitenin prototipi ailedir. Önce, her diriliş erinin bu amentu doğrultusunda diriliş sitesinin temelini yüreğinde atıp, binayı ailesiyle birlikte yükseltmesi gerekiyor Karakoç’a göre.

sezai-karakoc-hikaye

Diriliş Neslinin Amentüsüne göre ideal devlet; Farabi’nin adlandırmasıyla “Medine’t-ül fazıla”, yani erdem devleti olarak tarif ettiği devlettir. Ve o devlet “erdem, eşitlik, adalet” temelleri üzerine kurulmalıdır. Karakoç, bu bilinçten hareketle, Müslüman beyinleri dürterek; “bilinen sebeplerle yitirilen varoluş şuurunun kazanılması” gerektiğini haykırıyor. Bunun tek yolu ise; “diriliş girişimi” dir. Bu amentüye göre diriliş projesi, tam teşekkül bir projedir. “Kültür, ekonomi, sosyal” alanda bir takım ilkeleri vardır. Bu ilkeleri tamamen İslam’ın özünden alır ve onu günün şartlarına uyarlar. Çünkü diriliş, kopya bir proje değil, dinamik, değişken, çağdaş bir ekoldür. Diriliş projesi, inancı merkeze alan, dünyanın içinde ve dünyayla iç içe bir projedir. Bu projede; estetik, sanat, bilim, hukuk, sevgi ve saygı temel esastır.

 

Karakoç’a göre diriliş “idealinin” birinci unsuru “özülke”, ikinci unsur “kültür birliği”dir. Özülke ve kültür birliği idealleri “millet idealini” doğuracaktır. Milletin doğuşuyla da; “İslam medeniyetinin dirilişi” gerçekleşmiş olacaktır.

 

İnsanlık zaman zaman ağır kriz tünellerinden geçmiş, büyük bunalım ve kaoslar yaşamıştır. Böylesi anlarda hem umutsuzluk, hem de gelecek kaygısı baş göstermiştir. İşte tam da böyle anlarda, görünmez bir el tarafından insanlığa yeni bir ışık, yol, ufuk görünmüş ve yeniden hayat devam etmiştir.

 

Karakoç, ahiret ve şehir arasında manevi bir köprü kurarak diriliş muştularını, mimarlarını, mühendislerini bu kutsal göreve davet ediyor. Şehirlerin manevi ruhlarını yeşerterek, “insanlığın gerçek bayramını başlatacaklardır.” diyor diriliş muştuları için.

 

Karakoç ısrarla, insanlığın yeniden dirilişe, aydınlığa erişecek günün geldiğini muştuluyor. Ancak vakit ve saatin henüz gelmediğini hatırlatıyor. Bu üçlü ilişkiyi (vakit, zaman, saat) şu özlü sözle ifadelendiriyor:

 

“Gün geliyor, vakit saatte toplanıyor.”

 

ÇIKIŞ YOLU: MEDENİYETİMİZİN YENİDEN DİRİLİŞİ

 

İnsanlığın değişimler geçirdiği dönemlerde, üç aşamalı bir gelişme görülür. Birinci aşamada olabildiğince baskı ve dikta vardır. Her şey donmuş ve adeta katılaşmıştır. Fikirde, hukukta, ticarette, sanayide, siyasette her şeyin donduğu ve katılaştığı bu dönem beraberinde kriz, kaos ve bunalımlar getirir. Kriz ve bunalımlar neticesinde insanlık çıkış yolu aramaya çalışacak, her şey yeniden yorumlanmaya başlanacak ve ilk bakış gözüyle incelenecektir. İşte Karakoç bu üçüncü evreyi, “diriliş dönemi” olarak adlandırıyor ve günümüzde de çıkış yolunun bu olduğunun altını çiziyor.

 

Türkiye’nin geleceği kendi özüne dönmekte yatıyor ona göre. Türkiye, ne doğu, ne de batıdır. Batı ifrat, doğu tefrittir. Biz orta, yani dengeyiz. Bizim medeniyetimiz İslam medeniyetidir. Biz Müslümanız. Biz Ortadoğuluyuz. Bir başka tabirle; Asyalıyız, Avrasyalıyız.

sezai-karakoc-resim-siir

Sezai Karakoç, kırk yıllık birikimini dirilişin teorik olgunluğunu, pratiğe, aksiyona dönüştürerek içinde bulunduğumuz buhrandan çıkış yolunun ışığını göstermeye çalışmıştır. Bu çıkış yolu medeniyetimizin yeniden diriltilmesinden geçiyor. Medeniyetten kasıt, onun tanımlamasıyla; ”hayatımızın her safhasında, duygularımız, düşüncelerimiz ve davranışlarımızla karşılaştığımız bütüncül bir olay”dır. Bu, İslam medeniyetidir. Bu nedenle İslam medeniyetinin köklerine inmek gerekir. Medeniyetimizi yeniden diriltmenin sırrını bu gözede aramak gerekiyor. Çünkü, son iki asırdır buhrandan buhrana sürüklenen batı medeniyetinde bizden bir eser yoktur. Tamamen ayrı bir dünyanın medeniyetidir batı. Batı medeniyeti, ateşle karşılaştığında iğnesini kendisine batırarak intihar eden akrep gibi intihara sürükleniyor. Evet, batı medeniyeti intihar yolundadır. Ve, “Tarihte ilk defa bir medeniyet kendi kendine karşıdır. Kendini yok edecek şartları yine kendisi hazırlıyor.”

 

Doğuyu da, beraberinde intihara sürüklemek istiyor. Bu nedenle hem doğuyu, hem de batıyı bu acı felaketten kurtarmanın tek yolu; medeniyetimizi (İslam medeniyetini) yeniden canlandırmakta, harekete geçirmekte, diriltmekte yatıyor. Bu medeniyetlerin ana damarlarının sırrına, ruhuna vakıf olup yeniden yükselişe geçmek için acele etmeliyiz. Karakoç’un da işareti buna; “medeniyetimizin dirilişi, yalnız bizim için değil, insanlık için de aslında şart, zorunlu…”

 

İnsanlığı bu yaşanan buhrandan kurtarıp, yeniden dirilişe geçirmek için mutlaka bir çıkış yolu bulunmalıdır. Mutlaka vardır bir aşısı bu illetin. Ve inanıyoruz ki; o kutlu çıkış yoluna, yeniden şahlanışa geçirecek medeniyet aşısına çok yaklaşmış bulunmaktayız.

YUSUF TOSUN

Yarın Dergisi OCAK – 2004

Bir önceki yazımız olan Yeni Başlayanlar İçin SEZAİ KARAKOÇ başlıklı makalemizde gün doğmadan kitabı hakkında, sezai karakoç kimdir ve sezai karakoç kitapları hakkında bilgiler verilmektedir.

This entry was posted in Hakkında Yazılanlar and tagged , , , , . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>