Ara 30

Sezai Karakoç için okurlar ne söyledi

 

Mustafa Özdemir 8Ankara
Bay,  40

17.02.2011 00:48

- Bu uyeye SMS göndermek icin tiklayin -

Merhaba değerli dostlar.Öncelikle büyük üstad Sezai Karakoç hakkında değerleme küstahlığına girmeyecek kadar kendimizi ve haddimizi bilen bir kişiyiz hamdolsun…Değer takdiri yapabilmek için onun çok fevkinde olmamız gerektiği gün gibi ortada.
Sadece selam ve hürmetlerimizi iletir dua ile kendisine eşlik edebiliriz… Read More »
Posted in Hakkında Yazılanlar | Tagged , , , | Leave a comment
Ara 30

Ekşi Sözlük’te Mona Roza

  1. soz konus isim (basharflerden cikan) muazzez akkaya.
    cok guzel bir siir.

    (tanios, 18.04.2002 22:57 ~ 23:29)

    ftwff
  2. monna* rosa* ”gül hanım” anlamına gelmektedir… sezai karakoç bu şiir(ler)i 19 yaşındayken yazmıştır*… ilk şiir bir gencin ağzından yazılmıştır, ikincisi ise o gencin ölümünü anlatır… üçüncü şiir kızın dilinden yazılmıştır… ”ve mona rosa” için sezai karakoç; ”şairin dilinden olup bir rüyadan uyanışın anlatılışı gibidir” der. ayrıca ” ‘yeni monna rosa’ adlı bir şiir daha yazdım. bu şiiri bir şiir gecesinde okudumsa da hiçbir zaman yayınlanmadı ve sonunda kayboldu” demiştir… Read More »
Posted in Haberler, Hakkında Yazılanlar | Tagged , , , | Leave a comment
Ara 30

MONA ROSA ŞİİR’NİN HİKAYESİ

Belki de mahşeri kalabalığa okunan bu şiirin hangi hislerle yazıldığını tahmin bile edemezsiniz? Bilinen gerçekleri arda, arda sıralamak sizleri aydınlatabilir. Dilenirse şairimiz hakkında kısaca bilgi vererek konuya girmek istiyorum. Read More »

Posted in Hakkında Yazılanlar | Tagged , , , , | 1 Comment
Ara 30

Sadece kongrelerden tanıyanlar ve hiç bilmeyenler için Sezai Karakoç

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın AK Parti kongeresinde okuduğu ‘Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine’ şiiriyle gündeme geldi en son İslami kesimin saygı duyulan şairi ve düşün adamı Sezai Karakoç. Türk şiirinin bu büyük ismini bilmeyenler için Tarık Tufan yazdı.

Sezai Karakoç’u andığımızda, isminin hemen yanıbaşına, büyük bir özenle, iki özelliğini eklemeliyiz; şair ve düşünce adamı.
Hiçbir kuşku cümlesine yer vermeksizin, şu yargıyı da apaçık ve anlaşılır bir dille ortaya koyabiliriz; Sezai Karakoç, Türk şiirinin yirminci yüzyılda yetiştirdiği en büyük şairlerden biridir.
Böylesi önemli bir sanat ve fikir adamının “ortada” görünmemesinin, yeteri kadar bilinmemesinin sebebi nedir?
Bu soruya pek çok yanıt verebiliriz ve fakat en önemlisi, Sezai Karakoç gündelik siyasete, çıkarlar üzerinden kurulu sisteme, pay ve statü kapmak üzerinden geliştirilen müsamereye dahil olmamıştır.

BULGUCU ADAM

Bazıları, İkinci Yeni şairlerini sayarken anlaşılmaz bir zihin bulanıklığıyla onun ismini unutuyor. Ve fakat İkinci Yeni’nin sembol isimlerinden Cemal Süreya, Mülkiye Mektebi’nden sınıf arkadaşı Sezai’yi, “Bulgucu adam. Belki de ülkemizdeki tek bulgucu” olarak anıyor.
Süreya, sınıf arkadaşını en iyi tanıyanlardan biri olarak ekliyor; “Çok daha yetenekli bir Mehmet Akif’in tinsel görüntüsüyle adamakıllı dürüst bir Necip Fazıl’ınkini iç içe geçirin, yaklaşık bir Sezai Karakoç fotoğrafı elde edebilirsiniz.” Cemal Süreya, tanıdığı bu “Müslüman” şairin önemli bir özelliğini anlatmadan geçmiyor; “ Öyle bir Müslüman ki Marx da bilir, Nietzsche de bilir. Rimbaud da bilir. Salvador Dali de sever. Nazım da okur… Alçakgönülle katı yüksek uçuyor… Şemsiyesi yok.”
Şiir Sanatı dergisi, Karakoç’un büyük bir heyecan ve hayalle çıkardığı ilk dergidir. Cemal Süreya, Gülten Akın, Erdal Öz, Muzaffer Erdost ve Orhan Duru gibi isimler dergiye çalışmalarını gönderirler. Ahmed Arif’le uzun süre mektuplaşırlar.
Sezai Karakoç’un önemli eserlerini yayınladığı dergilerden biri de İkinci Yeni’nin yayın organı olarak kabul edilen Pazar Postası’dır. Burada özellikle şiir üzerine eleştiri ve polemik yazıları dikkat çeker.
Ruhunda, kalbinde derin bir metafizik gerilim taşıyan Karakoç, Mevlana, Yunus Emre, Yahya Kemal ve Mehmet Akif’nin gölgesinin uzandığı yerden başlar şiirini söylemeye. Şiiri İstanbul’dur ve sürekli olarak Bağdat’a, Şam’a, Kudüs’e, Mekke ve Medine’ye selam durur.

UZAKTA DURAN İYİ

Sezai Karakoç’u konuşmak demek bir yandan da “Diriliş” adıyla kavramsallaştırdığı düşünce dünyasını konuşmak demektir.
Müslüman duyarlılığıyla yaşadığı çağla hesaplaşan Sezai Bey, düşünce yazılarında adım adım dirilişin yapıtaşlarını dizmiştir. Şiirinde anlattığı üzere Batı, Doğu’nun altı oğlunu tuzaklarla alt etmiştir. O, Doğu’nun yedinci oğlu olarak bir dirilişi müjdelemektedir adeta. Ancak Doğu, bir coğrafyadan öte hakikat tasavvurudur.
Büyük bir özveri ve gayretle çıkardığı Diriliş Dergisi, 1960–1992 yılları içinde, aralıklarla yayınlanmaya devam etmiştir.
Diriliş düşüncesi, sanat, edebiyat, felsefe ve siyaset alanlarında sistematik olarak karşılık bulmuştur. Bu bakımdan Türkiye İslamcılığının fikri özgünlük bağlamında varolan son kalesi Sezai Karakoç’tur denilebilir. Aynı çevrenin “ortak iyi” duygusuna karşılık gelen son isim de yine Sezai Karakoç’tur. Ancak Türkiye muhafazakarlarının Sezai Karakoç algısı “uzakta duran iyi”den öteye geçmemiştir.

MUSKA GİBİ GÖĞÜSTE SAKLANAN ŞİİR

Sezai Karakoç’un sanatı, düşüncesi ve eylemi, yaşadığı çağ için ilham olmaya devam ederken; özellikle bir şiiri var ki, derin ve fakat söylenmemiş aşklar için yaraya merhem oldu. İslamcı genç kuşak için Monna Rosa, bir muska titizliğiyle göğsünde sakladıkları şiir oldu.
Monna Rosa şiiri, uzun süre kitap olarak basılmadığı için, bir dönem daktiloyla, bir dönem teksirle, bir dönem de fotokopiyle çoğaltıldı. İslamcı gençler, içlerinde büyüttükleri aşk ve yara nispetinde, şiire bir hikaye yakıştırdılar. Bu anlamıyla şiir bir dönemin ve bir kuşağın aşk ütopyasıdır. İslamcı gençlerin aşık olduğu her kadın bundan böyle Monna Rosa’dır.
Devletin bu sanat, düşünce ve eylem adamını “fark” etmesi için hayli zaman geçmiş, 2007 yılında Kültür ve Sanat Büyük Ödülü Sezai Karakoç’a verilmiştir. Ancak yapılacak töreni kabul etmeyen şair, para ödülünü de nazik bir dille reddetmiştir. Aynı nezaketle ödül plaketinin postayla gönderilebileceğini iletmiştir.
Sezai Karakoç, derin iç dünyasıyla ve sarsılmaz inanç yapısıyla, tek başına bir varoluşu temsil eder. Kalabalıkların, törenlerin, alkışların, ödüllerin adamı olmayı en başından elinin tersiyle itmiştir.
Yalnız bir direniş adamıdır. Aşk ehlidir, aşkın olanın peşindedir.
Bir medeniyetin kapısında, bitmek tükenmek bilmeyen bir sabırla durup, gelen geçene Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun ve İslam milletinin ve tüm dünyanın yaşadığı bunalımlara karşı, diriliş çarelerini anlatmıştır.

MÜLKİYET SAHİBİ OLMAYAN MÜLKİYELİ

Gösteriyi ve gösteri dünyasının araçlarını reddetmiş; bu yüzden de kendisine gelen tüm tekliflere rağmen, TV programlarına çıkmamış, gazete ve dergilere röportajlar vermemiştir.
Bu tavırlarını fildişi kulelerinde değil, halkın arasında, otobüslerde, tramvaylarda, vapurlarda sergilemiştir. Orta ikiden terklerin sivil şairi Ece Ayhan’ın, onun mülkiyeli olup da mülkiyet sahibi olmadığını söylemesi boşuna değil.
Kurucusu olduğu Yüce Diriliş Partisi’nin çıkış programı Türkiye’de benzeri olmayan bir siyasi parti manifestosu olarak kabul edilebilir. Bir partiyi sadece bu metin için kurmuş olmak da kafidir diyebiliriz.
Sözlerimizi yine Cemal Süreya’nın onun hakkındaki cümleleriyle bağlayalım: “Türkiye’de, özellikle sağın, özellikle de mukaddesatçı kesiminin içinde yalnız. Bir başına. Hiçbir ortaklığa girmez. Dışarıda ve yukarıdadır… Zaman zaman kaybeder ama rövanşı mutlaka alır.”

Monna Rosa

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister.
Ah senin yüzünden kana batacak.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Ulur aya karşı kirli çakallar,
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa.
Mona Rosa bugün bende bir hal var.
Yağmur iğri iğri düşer toprağa,
Ulur aya karşı kirli çakallar.
Açma pencereni perdeleri çek,
Mona Rosa seni görmemeliyim.
Bir bakışın ölmem için yetecek.
Anla Mona Rosa ben öteliyim.
Açma pencereni perdeleri çek.
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi,
Bende çıkar güneş aydınlığına.
Bir nişan yüzüğü bir kapı sesi.
Seni hatırlatır her zaman bana.
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi.
Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
Işıksız ruhumu sallar da durur.
Zambaklar en ıssız yerlerde açar.
Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi.
Ellerinden belli olur bir kadın,
Denizin dibinde geziyor gibi.
Ellerin, ellerin ve parmakların.
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana,
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar.
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.
Akşamları gelir incir kuşları,
Konarlar bahçemin incirlerine.
Kiminin rengi ak kiminin sarı.
Ah beni vursalar bir kuş yerine.
Akşamları gelir incir kuşları.
Ki ben Mona Rosa bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında.
Hayatla doldurur bu boş yelkeni.
O masum bakışların su kenarında.
Ki ben Mona Rosa bulurum seni.
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.
Henüz dinlemedin benden türküler.
Benim aşkım uymaz öyle her saza.
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler.
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.
Artık inan bana muhacir kızı,
Dinle ve kabul et itirafımı.
Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı
Alev alev sardı her tarafımı.
Artık inan bana muhacir kızı.
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak,
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış.
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak.
Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kuş tüyüne.
Bir tüy ki can verir gülümsesen,
Bir tüy ki kapalı geceye güne.
Altın bilezikler o kokulu ten.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister,
Ah senin yüzünden kana batacak.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.

Sezai KARAKOÇ

 

kaynak: hurriyet

 

Posted in Haberler, Hakkında Yazılanlar | Tagged , , | Leave a comment
Ara 30

Başbakanın AKP Kongresinde Okuduğu Sezai Karakoç Şiiri

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın AK parti kongre açılışında okuduğu Sezai KARAKOÇ’un Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine şiiri sizlerle AK Parti 4. Kongresi’nde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasını başında Sezai Karakoç’un şiiriyle yaptı.

Başbakan Erdoğan, Sezai Karakoç’un ‘Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine’ adlı şiirini okudu. Erdoğan şiiri okurken salondaki Ak Partililerin gözyaşlarını tutamadı.

Başbakanın okuduğu şiiri video izle, Başbakan 4. Olağan Kongresi Hangi Şiiri Okudu Sezai Karakoç Şiiri Sözleri , Başkbakanın okuduğu şiir:

 

İŞTE O ŞİİR: 

 

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome’nin Belkis’in
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikârsın sen bellisin.
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Yıllar geçti sapan ölümsüz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgelendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca’da Emirgân’da
Kandilli’nin kurşunî şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yâr vardır
Yoktan da vardan da öte bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır

Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünümü benim

 

kaynak: herzamanhaber.com

 

Posted in Haberler | Tagged , , , | Leave a comment
Ara 30

İtü sözlük’ta sezai karakoç

  1. büyük ama çok büyük bir şair. islami taraflarını olduğu gibi açığa çıkarmayıp, müthiş derinlikli bir zekayla ortaya koymayı bilir. efsaneleşen bir mona rosa şiiri vardır ki; bir “aynen yaşanmıştır” hikayesine binaen icra edilmiştir. taha’nın kitabı en beğendiğim şiirlerindendir. ikinci yeninin de kurucusudur aslında, kimse bilmez. mülkiye’de cemal süreya ile beraber türk şiirin devrinimine sebep olmuşlardır. cemal süreya onun için; “sıkıştırılmış deha” der. sağ kanadın ekol şairidir, ağızlarından düşürmezler. sol kanat ise hürmet ve saygı ile önünde eğilir. hala yaşamaktadır ve aksi tavırlar içinde kendi yayınevini yönetmektedir.(, 23.11.2004 00:13 ~ 00:30)
  2. şairden öte bir aydın, gerçek aydın. her türlü ideolojiyi yemiş bitirmiş; batı, doğu, uzakdoğu, ortadoğu ve afrika kültürlerii çok iyi bilen; sadece şiir yazmakla kalmayıp parti kuracak kadar vatanı için çalışmayı isteyen; tek bir konuşmasını dinledikten sonra bile hayranı olunabilecek düşünür.(, 23.11.2004 00:19)
  3. 1933 ergani doğumludur. bir zamanlar ankara’da talim ve terbiye eder iken entelektüel derinliği yüksek toplantılarına katılma şerefine eriştiğim ve bundan şiddetli hazlar aldığım, halkçı, vatan sever ve ideolojiler üstü şair, yazar, düşünür. diriliş partisi ismi ile kurduğu parti maalesef anayasa mahkemesi tarafından kapatılmıştır. her türlü yazılarını anlamak için yazarı çok iyi tanımak ve en azından yazılan şeyi bir kaç defa okumak gereklidir.
    kendisi hakkında daha fazla malumat edinmek isteyenler için: http://www.gonulsitesi.net/karakoc.htm(, 23.11.2004 09:45 ~ 09:46)
  4. kültür ve turizm bakanlığınca her yıl verilen kültür ve sanat büyük ödülü’nün bu yıl kendisine verileceği kişidir.(, 05.01.2007 10:11)
  5. sezai karakoç‘a verilen bu seneki kültür sanat büyük ödülü sonrasında bazı edebiyatçılarımız şu yorumları yapmışlardır:ali ural (yazarlar birliği genel başkan yardımcısı): bir bayram sabahı iki büyük sevinci birden yaşadık: birisi sezai karakoç’a büyük ödülün verilmesi, diğeri ise bir kültür haberinin günlük bir gazetenin manşetine taşınmasıydı. isim, türk şiiri ve düşüncesinin zirve ismi sezai karakoç olunca haber karşısında heyecan duymamak elde değil. bu güzel tavrın yeni bir milat oluşturmasını umuyoruz.bekir sıtkı erdoğan (şair): helal olsun. ben bir şairim. bunun dışında benim bir şey söylemem doğru olmaz. biz şairler hakkında başkaları karar versin.

    hilmi yavuz (şair-yazar):sezai karakoç’un kültür ve turizm bakanlığı büyük ödülünü almasından büyük mutluluk duydum. türk edebiyatı şiir demektir. dolayısıyla türk edebiyatına büyük ödül verilecekse bu ödülün şiir dalında, bir şaire verilmesinden hele bu şair sezai karakoç gibi önemli biri ise bundan elbette mutluluk duyulur. karakoç’un bu ödülüne çok sevindiğimi ve sezai bey’i buradan kutladığımı da bildirmek isterim.

    ahmet oktay (şair-yazar):sezai karakoç gerek şiirleri, gerek yazılarıyla son dönem türk edebiyatı içinde çok kendine özgü bir yere sahiptir. dolayısıyla bu ödülü kendi akranları arasında en çok hak edenlerden biridir. kutlarım.(, 05.01.2007 14:13 ~ 14:26)

     

  6. kendisi hakkında her soru sorulduğunda onun edebiyatçı yönünü önplana çıkaran yorumlardan fazlasıyla sıkılmış, ancak yazdığı şiir,hikaye ve piyesleri son derece önemseyen; bununla beraber şiirlerinden sekiz kat daha fazla emek harcadığı elliye yakın fikir kitabının da gündeme gelmesinin artık vaktinin geldiğini belirten ufuk açıcı mütefekkir. bundan kırk sene önce belirttiği, medeniyetlerle ilgili tezleri günbegün gerçekleşen ileri görüşlü bir beynimiz. istifade etmemiz gereken ilk zihin.
    ayrıca bu seneki kültür-sanat büyük ödülünün kendisine layık görülmesini şöyle değerlendirmiştir: “bu ödül, kulvar olarak birbirine benzeyen üçüncü kişiye verilmiş oluyor. ilki yaşar nabi nayır, ikincisi demirel zamanında necip fazıl bey ve şimdi de sezai karakoç.”(, 10.01.2007 01:58)
  7. “ilk nokta
    başlangıç noktası
    hakikatabiri dedi : ilk nokta aşktır!ve öbürü dedi:
    aynı zamanda
    son nokta…”

    dizelerinin sahibi.(, 10.01.2007 02:07)

     

  8. http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=209606(, 10.01.2007 19:03)
  9. kendisinden etraflıca malumatı kültür bakanlığı tarafından ödüllendirilmesinden sonra çıkan köşe yazılarından edinme fırsatı buldum. dikkatimi çeken tek şey ise umutsuz bir aşkın esiri olduğu olduğu ve mona roza adlı şiiri yazdığı muazzez akkaya adlı sınıf arkadaşına. böyle içine kapanık romantik erkeklerin fazla neşeli ve cilveli, biraz hoppa kızlara neden aşık olduklarını hiçbir zaman anlayamamışımdır. bu kızlar kedinin fareyle olduğu gibi oynarlar bu tip erkeklerle. biraz gel gel yaparlar, çocuk geceleri uyuyamaz artık. kız ise bilmem kaçıncı erkeği kendisine meftun ettiği için egosu zirve yapmış şekilde rahat bir uyku uyumaktadır.(, 14.01.2007 14:24)
  10. üstündeki giysi gözünün renginde
    yürüyor yürüyordu arkasina bakmadan
    onu kaybettim bir kiş gününde
    yağmur yağmur yağmur yağiyordu durmadan
    ölü taşiyan bir araba
    araya girdi galibakoştum koştum yetişemedim
    sanki önümü kapatan bir sütundu zaman
    insanlar otomobiller dalgin habersiz zalim
    alikoyamadim onu meçhullere dalmaktan
    boşunaydi artik çaba
    boşuna miydi acaba?dondum kalakaldim olduğum yerde
    gözlerimi kapliyordu duman duman duman
    gönlüm ne geçmişte ne geleceklerde
    bir mahkumdum görülmemis bir cezaya çarpılan
    uğrayan bir azaba
    sığmaz hesaba kitaba
    1957

    meraklısına notlar: edindiğim bir duyuma göre, bu şiir, monna rosa’nın yani muazzez akkaya’nın ölümü üzerine yazılmıştır. çok acı verici bir şiirdir.(, 14.01.2007 15:25 ~ 10.09.2010 02:34)

     

  11. şiirlerinin hastası olduğum, yaşayan en büyük şairlerden biri.(, 14.03.2007 20:27)
  12. büyüklüğü ve bu toprakların damarına has özgünlüğü ile gönlümüzün kalesinde kumandanlaşan üstad için bir şeyler yazmak haddimin sınırını zorlayacağından kendisi hakkında bir şey yazamıyorum. onca eserini okumuş olmanın imtiyazlığına erebildiysem hamdolsun.(, 17.03.2007 15:01)
  13. ben kandan elbise giydim hiç değistirsinler istemezdimkendinden birşeyler kattın
    güzelleştirdin ölümü de
    ellerinin içiyle aydinlattın
    ölüm ne demektir anladımyer değiştiren ben değildim
    farklılaşan sendin
    sendin bana gelen aynalarla
    sendin bana gelen sendin

    artık ölebilirdim
    bütün ıstanbul şahidim
    ben kandan elbiseler giydim
    bundan senin haberin var mı(, 25.03.2007 14:53)

     

  14. son dönem türk edebiyatı şairlerinden. charles baudelaire ‘ den fazlasıyla etkilenmiştir.cemal süreyaile birlikte ikinci yeni’nin en lirik şairlerindendir aynı zamanda kendisi.(, 25.03.2007 16:26)
  15. 1933 yılında diyarbakır’ ın ergani ilçesinde doğan mülkiyeli şair.rivayete göre, ankara siyasal bilgiler fakültesi’ nde okurken, muazzez akkaya isimli sınıf arkadaşına tutku derecesinde, platonik bir aşkla bağlanmış, mona roza adlı şiirini büyük aşkı için yazmıştır.şiirdeki kıtaların ilk mısralarının ilk harfi birleştirilince, bu rivayet, rivayet olmaktan çıkmış, somut bir hal almıştır.
    okunması ve aşkın enginliğine şahit olunması tavsiye edilir.

    mona roza

    mona roza, siyah güller, ak güller
    geyvenin gülleri ve beyaz yatak
    kanadı kırık kuş merhamet ister
    ah, senin yüzünden kana batacak
    mona roza, siyah güller, ak güller

    ulur aya karşı kirli çakallar
    ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
    mona roza, bu gün bende bir hal var
    yağmur iğri iğri düşer toprağa
    ulur aya karşı kirli çakallar

    açma pencereni, perdeleri çek
    mona roza seni görmemeliyim
    bir bakışın ölmem için yetecek
    anla mona roza, ben bir deliyim
    açma pencereni, perdeleri çek

    zeytin ağaçları, söğüt gölgesi
    bende çıkar güneş aydınlığa
    bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
    seni hatırlatıyor her zaman bana
    zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

    zambaklar en ıssız yerlerde açar
    ve vardır her vahşi çiçekte gurur
    bir mumun ardında bekleyenrüzgar
    ışıksız ruhumu sallar da durur
    zambaklar en ıssız yerlerde açar

    ellerin ellerin ve parmakların
    bir nar çiçeğini eziyor gibi
    ellerinden belli oluyor bir kadın
    denizin dibinde geziyor gibi
    ellerin ellerin ve parmakların

    zaman ne de çabuk geçiyor mona
    saat on ikidir söndü lambalar
    uyu da turnalar girsin rüyana
    bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
    zaman ne de çabuk geçiyor mona

    akşamları gelir incir kuşları
    konar bahçenin incielerine
    kiminin rengi ak, kimisi sarı
    ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
    akşamları gelir incir kuşları

    ki ben mona roza bulurum seni
    incir kuşlarının bakışlarında
    hayatla doldurur bu boş yelkeni
    o masum bakışlar su kenarında
    ki ben mona roza bulurum seni

    kırgın kırgın bakma yüzüme roza
    henüz dinlemedin benden türküler
    benim aşkım sığmaz öyle her saza
    en güzel şarkıyı bir kurşun söyler
    kırgın kırgın bakma yüzüme roza

    artık inan bana muhacir kızı
    dinle ve kabul et itirafımı
    bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
    alev alev sardı her yanımı
    artık inan bana muhacir kızı

    yağmurlardan sonra büyürmüş başak
    meyvalar sabırla olgunlaşırmış
    bir gün gözlerimin ta içine bak
    anlarsın ölüler niçin yaşarmış
    yağmurdan sonra büyürmüş başak

    altın bilezikler o kokulu ten
    cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
    bir tüy ki can verir bir gülümsesen
    bir tüy ki kapalı gece ve güne
    altın bilezikler o kokulu ten

    mona roza, siyah güller, ak güller
    geyve’ nin gülleri ve beyaz yatak
    kanadı kırık kuş merhamet ister
    aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
    mona roza, siyah güller, ak güller

    sezai karakoç(, 13.04.2007 21:50)

     

  16. sezai karakoç, anılar – hilmi yavuz1952 yılı haziran ayı başında, bir akşam üzeri haydarpaşa garı’ndan hareket eden kurtalan ekspresi, ertesi gün sabah saat 11.00 sularında ankara garı’nda durdu. trenin ikinci mevki yeşil deri döşeli kuşetli kompartmanlarından 15-16 yaşlarında bir lise öğrencisi koşarak indi.
    doğruca, garın büyük giriş kapısının hemen solunda bulunan gazete ve dergi satılan kulübeye yöneldi. istanbul’dan aceleyle yola koyuldukları için o ayki edebiyat dergilerini almayı ihmal etmişti. ankara garı’ndaki kulübeden dergileri alacaktı: ‘varlık’, ‘yeditepe’, ‘kaynak’, ‘hisar’… dergileri koltuğunun altına sıkıştırıp trene döndü. kurtalan’a daha iki günlük yolculukları vardı. yolculuk boyunca dergileri rahatça okuyabilecekti…tren ankara’dan sivas’a doğru ilerlerken, akşamüzeri olmalıydı, sıra ‘hisar’ dergisine gelmişti. dergilerde, önce şiirlere bakardı. bu kez de öyle yaptı. ‘hisar’daki şiirleri okumaya başladı. o. fehmi özçelik, mustafa necati karaer, ilhan geçer, mehmet çınarlı… bu adları, iyi bir edebiyat okuru olarak biliyordu elbet,- şöyle bir göz attı o şiirlere ve sayfayı çevirdi. tam sayfa ayrılmış bir şiir çekti dikkatini: monna rosa! sezai karakoç imzasına o güne kadar da rastladığından pek emin değildi, şiiri okumaya başladı. şiiri sonuna kadar okudu, sonra başa dönüp tekrar okudu. kurtalan’a gelinceye dek, elinden düşmedi ‘hisar’ dergisi. yeşil döşemeli ikinci sınıf kuşetlide en üst yatağa tırmanıp uzandığında, hep o ilk dizeyi mırıldandı: monna rosa, siyah güller ak güller…

    sezai karakoç’un kendisiyle tanışmamsa, bundan 4 yıl sonra olmuştur. 1956’da biz, erdal öz, onat kutlar, demir özlü, adnan özyalçıner, kemal özer, uğur cankoçak, ergin ertem, ‘a’ dergisini yayımlamaya başladıktan sonra, hemen edip cansever’le, turgut uyar’la, cemal süreya ile ilişkiye geçmiş, onların yazı ve şiirleriyle dergimize destek olmalarını istemiştik.

    belleğim beni yanıltmıyorsa 1956 sonbaharı olmalıdır, cemal süreya, genellikle karargâh kurduğumuz aksaray’daki bulvar çay salonu’na çıkageldi. yalnız değildi, yanında bir arkadaşı da vardı. arkadaşını tanıttı: sezai karakoç! sezai, diriliş’te yayımladığı ‘hatıralar’ının lxxı. bölümünde, bizimle tanışmasını şöyle anlatır: ‘istanbul’a geldiğimde gerek liseden tanıdığım, gerek edebiyat alanında görünüşüm sebebiyle beni tanıyan bazı gençler beni görmeye gelmişlerdi. birkaç defa aksaray’da, bulvar’da, bulvar çay salonu’nda buluştuk. adnan özyalçıner, kemal özer, onat kutlar, hilmi yavuz, ülkü tamer ve arkadaşlarıyla bu gençler, ki bizim hemen arkamızdan gelen kuşağı temsil ediyorlardı edebiyatta. onat’ı gaziantep lisesi’nden tanıyordum. bizden üç yıl sonraydı. çalışkan bir öğrenci olarak kalmıştı hatırımda. bu görüştüğümüz zaman hukukta öğrenciydi. ancak, dersleri ihmal edip, üniversitede ilk kez gözüken öğrenci eylemlerine karıştığı izlenimini almıştım bu görüşmelerde. ülkü tamer henüz kolejde öğrenciydi. çeviriler getirmişti görmemiz için. t. wilder’in, otantik adı ‘dişimizin zarı’ olan eserini ‘ramak kaldı’ adıyla çevirmişti. adnan özyalçıner’in o zamanki hikayeleri, beğendiğim ve edebiyatımızda gelişmesini arzu ettiğim bir türün örnekleriydi. fakat ne yazık ki sonra değiştirdi tarzını.’

    o yıllardan belleğimde kalan, sezai’yi hep cemal süreya ile birlikte gördüğümdür. cemal’in, sezai’ye büyük değer verdiğini de gözlemliyorduk elbet. ben tanık olmadım ama, arkadaşlardan dinlediğim, cemal’in, birkaç kez, sezai’ye ‘sezo, senin şiirindeki şu dizeyi bana ödünç verir misin?’ dediğidir. cemal’in şiirini bilenler, onun sezai’den ‘ödünç’ aldığı dizeleri bilirler.

    bir özel not: rahmetli babamla sezai’nin rahmetli babası’nın arkadaş olduklarını sonradan öğrendim. sezai, 1989’da, diriliş’te yayımladığı ‘hatıralar’ının (lxxı), ‘istanbul-maliye müfettiş muavinliği’ başlıklı aynı bölümü’nde şunları anlatır: ‘hilmi yavuz’un babasıyla babam tanışmıştı fatih’te. babam, övgüyle söz etmişti hilmi yavuz’un babasından. bizim o taraflarda, çermik’te de görev yapmıştı hilmi’nin babası. bu yüzdendir ki, hilmi, sonradan sol grup içinde oldu ama, kullandığı imajlar islami imajlardır, güney-doğu anadolu’nun islam’la kaynaşmış görüntüleridir.’

    şimdi onunla aşağı yukarı yarım yüzyıldır da görüşmemiş olduğumuzu düşündüm. onu tanıyan kiminle konuşsam, sezai’nin kimselerle görüşmek istemediğini işitmişimdir.

    oysa konuşacak o kadar çok şeyimiz var ki…(, 16.05.2007 16:49)

     

  17. sunay akın için cemal süreya ne ise;sezai karakoç için de necip fazıl kısakürek odur.
    (bkz: usta çırak ilişkisi)(, 22.05.2007 18:00)
  18. köşe
    ısaçlarını kimler için bölük bölük yapmışsın
    saçlarını ruhumun evliyalarınca örülen
    tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin
    gözlerin kaç kişinin gözlerinde gezinir
    sen kaç köşeli yıldızsınfabrika dumanlarında resmin
    kirli ve temiz haritaları doldurmuşsun
    hatırasız ve geleceksiz bir iç deniz gibi
    aşka veda etmiş topraklarda durmuşsun

    benim geçmiş zaman içinde yan gelip yattığıma bakma
    ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim
    bir tek köşen bile ayrılmamışken bana
    var olan ve olacak olan bütün köşelerinin sahibi benim
    ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim
    sen kaç köşeli yıldızsın

    ıı

    evlerinin içi ayna döşeli
    ayna hatıra gözler ve sevmek
    benim aşkım binbir köşeli ah binbir köşeli
    bir köşe gidince bin köşe yeniden gelecek
    ayna hatıra gözler ve sevmek

    evlerinin içi kabartma bahar
    köşelerde keklik gibi bakıp duran saksılar
    halıları öpe öpe nakış yapar nakış gibi ayaklar
    siz söyleyin insan seve seve ölmez ne yapar
    köşelerde keklik gibi bakıp duran saksılar

    evlerinin içi yeni güllerden
    görülmemiş güneşleri görülmemiş gözlerine getiren
    sağ köşedeki entari sol köşedeki şapka
    beni katıl suların ortasına bıraka
    katıl sular güneşi gözlerinden götüren

    evlerinin içi gurur döşeli
    benim aşkım binbir köşeli ah binbir köşeli

    ııı

    sen geldin benim deli köşemde durdun
    bulutlar geldi üstünde durdu
    merhametin ta kendisiydi gözlerin
    merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu
    bulutlar geldi altında durduk

    konuştun güneşi hatırlıyordum
    gariptin yepyeni bir sesin vardı
    bu ses öyle benim öyle yabancı
    bu ses saçlarımı ıslatan sessiz bir kardı

    dişlerin öpülen çocuk yüzleri
    güneşe açılan küçük aynalar
    sert içkiler keskin kokular dişlerin
    içinden geçilen küçük aynalar

    ve güldün rengarenk yağmurlar yağdı
    insanı ağlatan yağmurlar yağdı
    yaralı bir ceylan gözleri kadar sıcak
    yaralı bir ceylan kalbi gibi içli bir sesin vardı

    sen geldin benim deli köşemde durdun
    bulutlar geldi üstünde durdu
    merhametin ta kendisiydi gözlerin

    ıv

    taşların ortasında leylanın gözleri
    leyla köşe köşe göz göz şiirin ortasında
    ben leylayı bulduğumdan yahut kaybettiğimden beri
    leyla ya o adamın bardağında ya o dağın ortasında

    ben leyla gibi güneş doğarken uyanamam
    şehir gece gündüz benim içimde uyur
    leylayı götürüp londranın ortasına bıraksam
    bir bülbül gibi yaşayışını değiştirmez çocuktur

    leyla diyorsam kesik yanaklarıyla leyla
    üç köşeli dünyasıyla
    okuyla yayıyla yaylasıyla acımasıyla
    leyla diyorsam şu bizim gerçek leyla

    biz seni işte böyle seviyoruz leyla
    o gitti bize ağlamak kaldı kala kala

    v.

    beni yeraltı sularına karşı iyi savun
    tırnağını taşa sürten yitik keçilere karşı
    bu çeşmenin üç köşesinden hangisinden su içecek
    senin bahtsız ve mesut eyyubun

    atların en güzel biçimini sessizce kalbime indiriyor
    içimde istanbul çalkanırken bozbulanık çeşme
    bir dans için can vermeğe hazır bekliyorum
    sen orda gelirayak kuklalara insan gibi konuşmasını öğretme

    su akıyor birikiyor kan lekeleri
    kurtulsam diyorum bir eser buna engel
    öyle büyüyor öyle çoğalıyorsun
    istanbul kalmıyor

    hangi köşesinde huzur o köşesinde sen
    hangi köşesinde yeni çağlara uygun odalar
    ben bölünmez bir şairsem
    sen bölünmez bir anne(, 31.01.2008 15:38)

     

  19. diyarbakır-ergani doğumlu şair. ikinci yeninin en önemli şairlerindendir. uzun süren yatılı bir eğitimin ardından mülkiyeli olmuştur. dindar bir kişiliğe sahip olan sezai karakoç’un ilk şiirlerinde necip fazıl etkisi görülse de daha sonra kendi şiir poetikasını oluşturmuştur. şiirlerinde gelenekle barışık bir tavır izleyen sezai karakoç, geleneği yeniden yorumlar ve onu adeta modernleştirir. şiirlerinde metafizik ve mistik öğeleri işleyen şair, “diriliş” adlı bir nesil hayal etmiştir. hayal ettiği bu mehmet akif(asım nesli) ve n. fazıl kısakürek’in(büyük doğu nesli) hayal ettiği nesillerle ortak özellikler taşır. bir ara “diriliş partisi” isimli bir siyasi parti de kuran şair, daha sonra partisini kapatmıştır.şairin şiir kitapları:
    şiirler ı hızırla kırk saat
    şiirler ıı taha’nın kitabı/ gül muştusu
    şiirler ııı körfez/şahdamar/sesler
    şiirler ıv zamana adanmış sözler
    şiirler v ayinler/çeşmeler
    şiirler vı leyla ile mecnun
    şiirler vıı ateş dansı
    şiirler vııı alınyazısı saati
    şiirler x monna rosaşairin tüm şiirleri gün doğmadan ismiyle diriliş yayınları tarafından yayınlanmıştır.
    şairin şiir kitaplarının yanında, birçok nesir eseri de vardır.

    sezai karakoç özellikle “monna rosa” isimli şiiriyle tanınmaktadır. ancak şairin tüm şiirleri bana göre birer incidir, yalnız bu incilere ulaşmak için de denize dalmayı göze almak gerekmektedir.

    şairin “sürgün ülkeden başkentler başkentine” isimli şiirinden bir bölüm:

    …………
    senin kalbinden sürgün oldum ilkin
    bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
    bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
    sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
    af dilemeye geldim affa layık olmasam da
    uzatma dünya sürgünümü benim
    güneşi bahardan koparıp
    aşkın bu en onulmazından koparıp
    bir tuz bulutu gibi
    savuran yüreğime
    ah uzatma dünya sürgünümü benim
    nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
    ayaklarımdan belli
    lambalar eğri
    aynalar akrep meleği
    zaman çarpılmış atın son hayali
    ev miras değil mirasın hayaleti
    ey gönlümün doğurduğu
    büyüttüğü emzirdiği
    kuş tüyünden
    ve kuş sütünden
    geceler ve gündüzlerde
    insanlığa anıt gibi yükselttiği
    sevgili
    en sevgili
    ey sevgili
    uzatma dünya sürgünümü benim

    bütün şiirlerde söylediğim sensin
    suna dedimse sen leyla dedimse sensin
    seni saklamak için görüntülerinden faydalandım salome’nin belkıs’ın
    boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
    kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
    ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
    deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
    ey gönüllerin en yumuşağı en derini
    sevgili
    en sevgili
    ey sevgili
    uzatma dünya sürgünümü benim

    ………(, 02.03.2008 16:24)

     

  20. hikmetle yazan, büyük insan. dünya görüşüme yön veren fikir işçisi. her cumartesi haseki’de sevenleriyle buluşup sohbet ediyor.(, 13.04.2008 15:03)
  21. “neden ağladın bu gece
    ve dün gece
    ve neden ağladın evvelki gece
    neden söyle
    sabah yıldızıbırak beyrut‘a ben ağlayayım
    altmış bin ölü verdi
    daha dün
    kardeş kardeşeve ırak‘ın ve iran‘ın
    canım şehirlerine ben ağlayayım
    ölen kadınlarına ve çocuklarına ağlayayım
    avrupa‘dan rusya‘dan amerika‘dan
    kan pahasına alınmış
    ölüm kusan silahlarla

    bir kalp duracaksa
    acıdan ve ıstıraptan
    o benim kalbim olsun
    senin kalbin değil
    sabah yıldızı

    ağlama ve dayan sabah yıldızı
    kalbin durabilir sonra
    …..

    umut gibi ışı
    ezan gibi uzan her sabah
    ve rüyasına sız
    uyuyan o çocuğun

    bir kalp duracaksa
    o benim kalbim olsun
    sınırları belli insan ömrünün çünkü
    ama senin yaşını
    ölüm saatini kim bilebilir
    şanı yüce
    tanrı’dan başka

    bırak ben ağlayayım
    esir pazarında satılan afganistan‘a
    açlıktan milyonları kırılan afrika‘ya
    filipinler‘e
    habeşistan‘a,eritre‘ye,filistin‘e
    esaret prangasıyla kıvranan
    kafkaslar, azerbaycan, türkistan‘a
    bütün milletlere ülkelere
    ırmaklar gibi ben ağlayayım
    sen demir gibi olmalısın sabah yıldızı.

    seyhun dursun ben ağlayayım
    ceyhun dursun ben ağlayayım.

    sen diriliş yıldızısın
    büyük tanığısın
    tanrı’ya inanmanın.

    … “(, 07.05.2008 05:48)

     

  22. balkonçocuk düşerse ölür çünkü balkon
    ölümün cesur körfezidir evlerde
    yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
    anneler anneler elleri balkonların demirindeiçimde ve evlerde balkon
    bir tabut kadar yer tutar
    çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
    şezlongunuza uzanır ölü

    gelecek zamanlarda
    ölüleri balkonlara gömecekler
    insan rahat etmeyecek
    öldükten sonra da

    bana sormayın böyle nereye
    koşa koşa gidiyorum
    alnından öpmeye gidiyorum
    evleri balkonsuz yapan mimarların

    sezai karakoç(, 07.06.2008 21:59)

     

  23. aşka bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı demiş şair.(, 01.07.2008 22:02)
  24. muazzez akkaya ‘ya aşık olup, mona roza sayesinde pek çokları için en içten, en dramatik aşk şiirini yazan şairimiz.muezzez akkaya intihar etmemiştir. ahmet hakan mona roza ve sezai karakoç’u köşesinde kaleme aldıktan sonra newyork’dan bir mail gelir, muezzez akkaya’nın kızı olduğunu söyler. ahmet hakan’ın kaleminden devam edelim:<okuyunca “vay be” diye haykırdım. muazzez akkaya’nın izini bulmuştum.

    hemen bir yanıt yazdım: “lütfen anneniz hakkında biraz daha bilgi verebilir misiniz?”

    yanıt şöyleydi:

    “annem mülkiye’de okumuş. öğrenciliğinde çok güzel bir kadınmış. grace kelly tipinde. pingpong şampiyonu olmuş okulda. bugün anneme sezai karakoç’un aşkını ve şiirini sordum. annemin bu aşktan ve şiirden haberi olmamış. ama şunu anımsıyor: paltosunun cebinde şairi meçhul aşk şiirleri bulurmuş! babamla evlenirken babama bu şiirlerden söz etmiş, babam da şiir yazmaya kalkışmış annem için ama tabii ki çocukça şiirler olmuş bunlar. annem hazine avukatlığından emekli oldu. maliye bakanlığı’nda çalışırken babamla tanışıp aşk evliliği yapmışlar. 48 sene harika bir evlilikleri oldu. maalesef geçen hafta babamı kaybettik.”

    * * *

    muazzez hanım’ın mülkiye’de okurken “pingpong şampiyonu” olduğunu öğrenince…

    hemen aklıma sezai karakoç’un “ping-pong masası” adlı başka bir şiiri geldi.

    şiiri bulup okudum…

    şu dizelere dikkat kesildim:

    beyaz iplik sert iplik ve tak tak
    yuvarlak top küçük top ve tak tak
    ping-pong masası varla yok arası
    ben ellerim kesik varla yok arası
    …… öpüçüğüne eyvallah ve tak tak
    beraber sinemaya … evet … ve tak tak
    ping-pong masası varla yok arası

    öküzün gözü veya dananın kuyruğu
    kadifekale veya sen nehri
    ha sezai ha ping-pong masası
    ha ping-pong masası ha boş tüfek
    bir el işareti eyvallah ve tak tak
    gözlerin ne kadar güzel ne kadar iyi
    ne kadar güzel ne kadar sıcak
    tak tak tak tak tak tak tak >

    ahmet hakan güzel yakalamış. sezai karakoç ping-pong masası şiirinde ruh halini, içinde bulunduğu açmazı çok güzel özetliyor. hayranlık, tüfek, intihar. mona rozayı 15 mısrada daha keskin özetlemiştir kendisi. (bkz: kendi rekorunu egale etmek)(, 25.07.2008 13:47 ~ 13:49)

     

  25. 90’lı yıllarda kendi kurguladıgı teorisi ile ve yayınladıgı dergiyle aynı adı taşıyan bir parti kuran şair. ancak umdugu etkinliği gerçekleştiremediği için partisi aynen kuruldugu gibi sessizce siyasi yaşamımızdan silinip gitti. yanlış hatırlamıyorsam partisinin merkezi kızılay menekşe sokakta bulunan bir apartmanın en üst katındaydı. siyasetin kirli yüzü zaten sezai karakoç gibi bir gönül insanına hiç yakışmamıştı zaten.(, 25.07.2008 23:44)
Posted in Genel, Hakkında Yazılanlar | Tagged , , , | Leave a comment
Ara 16

Sezai Karakoç Mona Rosa şiiri ve hikayesi

Mona Roza şiirinin her kıtasının baş harflerine dikkat edersek Muazzez Akkayam ismi ortaya çıkar.
Sezai Karakoç üniversitedeyken bir okul arkadaşına sevdalanır.. Fakat kendisini yakışıklı bulmadığı için ona bir türlü açılamaz..
Bir gün cesaretini toplayıp aşkını Muazzez Hanım´ a arzeder..Fakat reddedilince çok üzülür..
Neyse okullar tatil olur..Muazzez hanım Geyve´ de yazlıkta kalmaya başlar..
Sezai Karakoç ta tam karşısındaki yazlığın bahçesinde bahçıvan olarak çalışmaya başlar..
Her gün karşılıksız sevgi duyduğu sevgilisinin pencereye çıkmasını bekler..
Derken okul başlar Sezai evlenme teklif eder Muazzezine yine reddedilir, Muazzez sınıfın en hovarda öğrencisine aşıktır çünkü..Okul biter Muazzez hovarda delikanlı ile evlenir..Sezai karakoç 19 yaşındayken okulun kantininde yazar Mona Roza şiirini..Birgün öğrenirki o canını verecek kadar sevdiği Muazzezi mutsuz evlilik yapmış ve eşinden boşanmıştır.
sezai karakoç katıldığı bir törende mona roza şiirini okur ve bu şiiri ilk kez orda okumuştur…
muazze akkaya da ordadır ve bu şiirin kendine yazıldığını anlar şiir bitince salonda müthiş bir alkış tufanı kopar Sezai karakoç sahneden tam ineceği sırada Muazzez Hanım koşarak yanına gelir
ve beni hala istiyor musun der!!!
Sezai Karakoç çok ama çok sevmesine rağmen verdiği cevap şudur ‘ARTIK MONA ROZA YAZILDI’
Bunu duyan Muazzez eve gider ve ertesi gün muazez hanımın intahar ettiği haberi duyulur….
o gün bugündür Sezai Karakoç evlenmemiş ve kimseyi sevmemiştir….
Bu sevgi kendisini İlahi AŞKA ulaştırmıştır..
Bende de derin izler bırakır bu şiir.Tüm sevipte kavuşamayanlar dilerim İlahi Aşka nail olurlar.. 

MONA ROZA

Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller

Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek…

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli olur bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları

Ki ben Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki ben Mona Roza bulurum seni

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Artık inan bana muhacir kızı 
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece ve güne
Altın bilezikler o kokulu ten

Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller

kaynak: http://banagelenler.blogcu.com/sezai-karakoc-mona-rosa-siiri-ve-cok-guzel-hikayesi/8500074

Posted in Genel, Hakkında Yazılanlar | Tagged , , , | 1 Comment