Sezai Karakoç Şiirlerinde Diriliş Kavramı

sezai-karakoc

 

Bilindiği gibi Karakoç, 1955-1965 yılları arasında baş gösteren İkinci Yeni akımının üyesi bir şairdir. İkinci Yeni hareketinin bir müntesibi olarak Karakoç, şiirde gelenekten uzaklaşıp dağınık, değişik bir yaklaşım benimsemek; ses, kelime, biçim  oyunlarıyla şiiri mânâdan uzaklaştırmak; şiiri besleyen kültür ve san’at dallarını koparmak gibi kuralların dışına çıkmış, duygu, düşünce, hayata bakışı, inancı ve kendine has dünya görüşüyle diğer İkinci Yeni şairlerinden kesin çizgilerle ayrılmıştır. Şiire yeni, taze ve aynı zamanda modern bir anlam getirmiştir.

Sezai Karakoç şiirlerinde karşımıza en fazla çıkacak olan kavram “Diriliş” kavramıdır. Diriliş, özü arama, öze ulaşma, yeniden doğmadır Karakoç’a göre. Bu dünya içindeki varlığının farkına varma, geçmişten uzaklaşmayıp geleceğe fazla meyletmeyip ikisi arasında ölçüyü tutturma eylemidir. Batı hayranlığına bir son vermek gerektiği, oturmamış bir düşünce sistemi gösterisinde bulunan Batı’nın tutsağı olmamak lazım geldiği düşüncesini de muhtevasına ekler bu düşünce sistemi. Diriliş’in geçmişin bir tekrarı olmadığı, yeni bir oluşun adlandırılışı olduğu; ama köksüz, temelsiz, geçmişle ilintisiz anlamına gelmediği bunun, eskimez bir yenilik anlayışını özünde barındırması anlamında yeni bir oluş olduğu Karakoç tarafından dile getirilmiştir.[1]
Karakoç Diriliş’i, kendi ifadesiyle şöyle dile getirmiştir: “Metafizik temelin, tazelenişinden başlayarak, tarihi perspektifi yenileme, hakikat doğrultusuna getirme erdeminin insanda mayalanmaya başlayan özdeğişimidir Diriliş.”[2] Bir başka ifadesinde ise Karakoç Diriliş’i, “Ağaç veya kuş… kaderlerinin bütünüyle doğması için güneşin gelmesi gereklidir.”[3]şeklinde dile getirmiştir. Karakoç çok defa tanımlamıştır Diriliş’i. Bunu belki de bizim daha iyi anlayabilmemiz ve farklı açılardan değerlendirebilmemiz için yapmıştır.
Karakoç bu oluşumu kendine mal etmemiştir, bunun daha önceleri de varolduğunu dile getirmiştir. Değişik zamanlarda, değişik yerlerde, değişik tarihlerde bu fikrin zuhur ettiğini beyan etmiştir saf bir dille. Aynı zamanda Karakoç bunun yeni bir şey değil, bir “yenilenme” olduğunu söyler. Özden kopma değil, öze varma, özü bulmaya yönelik bir yenilenme. Önceden sahip olduğumuz değerlerin yeniden gözden geçirilmesi, yeniden düşünülmesi, yeniden anlamlandırılması, yani anlamına bir canlılık getirilmesi lazım gelen bir “yeniden doğuş”. Gözden kaçırılan ya da unutulan her şeyin yeniden, yeni bir gözle, yeni bir heyecanla irdelenmesidir diyebiliriz Diriliş Akımı’na. Biz olduğumuzun farkına varıp değerlerimizin, unutulan, yitirilen değerlerimizin, anlamını kaybetmeye yüz tutmuş, önemsizleştirilen değerlerimizin farkına varma farkındalığını kendimizde bulma isteğinin davranışa dönüşmüş şeklidir demek de yanlış bir tesbit olmaz bence.

ustat-karakoc

Karakoç bu akımı, genel diriliş akışı içindeki özel anlamda bir Diriliş Akımı olarak nitelendiriyor.[4]Diriliş Akımı, bir yönüyle ruhun dirilişi akımı, bir yönüyle de tarihî-sosyolojik diriliş akımı oluyor.[5] Karakoç bunun bir akım olduğunu söylemiş; ancak bunun sözde kalmaması için de çalışmalarda bulunmuş ve Yüzeysel bir hareket/oluşum olmadığını göstermek için 1990’da Yüce Diriliş Partisi’ni kurmuştur. Çevresi tarafından parti kurma girişimi çok yadırganmış, hatta eleştirilmiş, daha da ileri gidilerek bu hareketin kendisiyle çelişen bir edim olduğunu söyleyenler olmuş; ancak Karakoç, Parti kurma düşüncesinin birdenbire ortaya çıkmadığını, bunun Diriliş düşüncesinin bir aşaması olduğunu ifade ederek bu konuda ne kadar haklı bir adım attığını açık bir dille bildirmiş; ayrıca Diriliş Dergisi’nde, toplum hakkındaki düşüncelerin teoride kalmamasının esas olduğu için, böyle bir girişimin büyük bir zaruret olduğunu belirtmiştir.[6]
Karakoç, insanlığın içinde olduğu bunalımı görmüş ve bunun için bir şeyler yapmak gerektiği fikri kendinde uyanmıştır. “İnsanlık, tekrar bu medeniyet muhasebesini yapmak ve peygamberlerin yolu olan hakikat medeniyetine  dönerek yenilenmek, tazelenmek, yeni bir ruh ve hayat kazanmak, dirilmek zorundadır; insanlığın ruhu bu yeniden doğuşa gebedir. Artık çağımızda bölge bölge diriliş değil, bütün insanlığın dirilişi söz konusu olmaya başlamıştır.”[7]derken sadece inananları kasdetmemiş bütün insanlığın buna ihtiyacı olduğunu belirtmiştir. Karakoç’un Diriliş fikrinin bu açıdan evrensel bir düşünce hareketi olduğunu söyleyebiliriz.
Karakoç, ölümle dirilişi bir bütün olarak ele alır, birbirinden ayrı birer kavram olarak değil de birbirlerini tamamlayan iki kavram olarak değerlendirir.“Ölmeden önce ölmenin yolunu araştırmak ve bunu bin bir dallı bir ağaç gibi ruhta ve toplumda sistemleştirmek.”[8] derken bu düşüncesini daha açık bir şekilde görebilmekteyiz. Ayrıca Karakoç medeniyeti bin bir dallı bir ağaç olarak nitelendirir. Ve bu medeniyetin Diriliş Medeniyeti olduğunu bildirir. Diriliş fikrinin içimizde bir medeniyet oluşturup bunun ruhta meydana getirdiği devinimleri hissetmek ve bunu toplumda bir meşale gibi kullanmak gerektiğini söyler Karakoç. “Tanrı’ya yakın olma heyecanının yerine, yapma heyecanlar yerleştiren, insanları büyük stadlarda toplayarak çok az sonra çözümlenecek basit bir bilinmezliğin tuzağında göz bebeğinin çevresinde dört döndürerek kas buğusunda kendinden geçiren, ses, çizgi ve rengin hayâl laboratuarında ülküleşen bir takım soyut hayat görüntülerinde billurlaştırıp eriterek duyarlığını israf, duygularını boş yere bir akışta yıpratan çağa, büyük değişmenin, dirilişin kılıcını havale etmek.”[9]sözlerinde çağın içinde bulunduğu durumun ne kadar acı verici olduğunu gözler önüne sermektedir ve bir yandan da bu bunalımlı sürecin ortadan kalkması içinse Diriliş’in hayata geçirilmesinin bir çıkış yolu olduğunu bilgilerimize sunmaktadır.

ustat-sezai-karakoc

Karakoç, inancımızı en yüksek mertebeye çıkarmanın gayreti içerisinde olmamızı ve bu inancı hayatımıza elimizden geldiğince mükemmel bir şekilde yansıtmamızı ve uygulamamızı, bunu da tüm insanlığa anlatmamızı söyler.[10]Diriliş-inanç ilişkisini bize gösterir bu şekilde Karakoç. Ve de Diriliş’in ancak kuvvetli ve samimi bir imanla gerçekleşebileceğini savunur Diriliş Tezi’nde Karakoç.
Karakoç, uygarlığın kentin en hurda yerinde balkıdığını söyler ve bu sebeple de kenti, şehri, medineyi uygarlığın aynası olarak nitelendirir. Bunu da nesnenin görüntüsünü yansıtan pasif bir levha değil, kendi iç oluşu ve dış görünüşüyle nesneyi yorumlayan, değerlendiren, deyimlendiren aktif, dinamik bir gözleyici ayna olarak kabul eder ve böyle bir şarta bağlar. Stendhal romanı nasıl“Ana yola tutulmuş bir ayna” olarak görmüşse Karakoç da kenti bir ayna olarak görmüştür uygarlığa tutulan ve Stendhal’ın da romanı bir kent gibi düşündüğünü tahmin etmiştir.[11] Diriliş’in gerçekleşmesi için geçmişin bilinmesi gerektiğini vurgulamıştır bize. Aynalar olmadan kimliğimize kavuşamayacağımızı, özümüze varmamızın imkansız olacağını belirtmiştir.
Batı’nın fikirlerine bir başkaldırı, hatta Batı’nın kendisine bir başkaldırıdır Diriliş. Batı’nın bütün çirkinliklerini görmezden gelip, daha doğrusu kendi lehine çevirmek isterken Batı’nın özünde barındırdığı fikirleri kendi aleyhine döndüğünün farkına varamayan, içinde kaybolanlara karşı bir başkaldırıdır. Batılı olmaktan daha çok kendimiz olmaya çağırır bizi Karakoç.“Diriliş, batılılaşmaya paydos deyiştir… Diriliş, dev veya cüceler ülkesi kuran Batı ütopyalarına set çeken bir öze dönüş değişimidir.”[12]der Karakoç. Batı’nın sağlıksız fikirlerinden uzak kalmak gerektiği düşüncesi ağır bir yer tutar Karakoç’ta ki bunda da oldukça haklıdır. Baktığımızda günümüzde şöyle karşımıza çıkan veya çıkarılan olaylara Batı’nın insanları nasıl değersizleştirdiği bariz bir şekilde ortaya çıkacaktır. Çünkü özüne sadık kalmamış bir Batı vardır karşımızda. Kendi kültürüne ve hatta dinine bağlı kalmayan bir Batı. Hal böyle olunca da Diriliş muştusunun ne kadar da önemli bir muştu olduğu kendini hissettiriyor bir ölçüde bizlere.

sezai-karakoc-elestirisi

Karakoç, değişik açılardan yaklaşmıştır bu fikre ve değişik açıdan bize sunmuştur bu felsefeyi. Diriliş’in özgürlük getiren bir sorumluluk ve sorumluluk getiren bir özgürlük olduğunu söylemiştir. Ama bunun kendinde başlayıp kendinde biten, kendinde doğup kendinde batan bir özgürlük değil Allah’tan gelen bir özgürlük olduğunu söyler.[13]
“Diriliş”, Karakoç’un öznesi İslâm olan, inaç, düşünce, ruh ve duyarlığın yeniden yorumlandırılarak yapılmasını hedefleyen bir uygarlık tezidir. Karakoç’un düşünce dünyası veya sistemi, “diriliş” kavramının muhtevasını oluşturma sürecidir.
Karakoç’un uygarlık tezine “Diriliş” adını vermesi tesadüf değildir. Bu sadece duygusal değil aynı zamanda gerçekçi ve bilinçli bir seçimdir. Çünkü Karakoç’a göre diriliş, insanlık tarihinin büyük değişim dönemlerinde gerçekleşmiş ve gelecekte yine gerçekleşecek olan somut bir vakıadır.[14]Başta söylediğimiz gibi Karakoç bu tezi tamamen kendine mal etmez; çünkü geçmişte de bunun birçok örneğinin olduğunu ileri sürer.
Karakoç, “diriliş”, “sürekli diriliş” kavramlarını “hilkatin sırrı” olarak nitelendirir. Hilkatte ne eskinin tıpatıp tekrarı, ne de geçmişsiz, köksüz, temelsiz yenilik vardır. Gerçek yenilik diriliştir. Doğum ve ölüm hayatın birer yüzüdür. Ama diriliş, doğumla ölümün biraraya gelişinden doğan asıl hayattır Karakoç’a göre.[15]
Diriliş, sadece Karakoç tarafından işlenen ya da varlığının önem arz ettiği söylenen bir kavram değildir. Başkaları da bu kavramın insan hayatında önemli olduğunu belirtmiştir. Tarihçi Toynbee, Batı Uygarlığı’nı çöküşten kurtarmak için birtakım öneriler getirirken  Karakoç’la aynı şekilde vurgu yaptığı husus vardır. Toynbee de Karakoç gibi medeniyetin kurtuluş ve bekâsı için belli bir olgunluktan sonra ruhun dirilişe ulaşması gerektiğini iddia etmektedir.[16]
Karakoç’a göre de Diriliş, her şeyden önce bir ruh metamorfozu olayıdır. İnsan ruhunun yeniden doğuşuyla yeniden çözümler üretecektir. Bu yüzdendir ki, Diriliş, sadece geçmiş yerli uygarlığın rönesansı değildir. Geçmiş uygarlığın rönesansını temel alan, insan ruhunun yeni baştan kendini bir soru olarak vaz’etmesi ve ona bir cevap arayıp bulması ülküsüdür. Diriliş, ruhun yanıp kavrulma şartlarından doğacaktır. Yanıp kavruluş, sonra diriliş, yoksa konu sadece tarihi ve sosyal bir değişimden ibaret değildir. Temelde metafizik problem yatmaktadır. Ancak insanı bir cezbe gibi çekip götüren, sonra yeni bir iç donanışla geri döndüren bu oluşumda, metafizik-tarihi-sosyal dirilişler iç içe bir tek özde birleşmektedir. Yani esas problem metafizik olduğu halde, bunun dışa vuruşu sosyal, politik veya ekonomik bir görünüş altında olabilir. Hangi adla ve ne biçimde ortaya  çıkarsa çıksın, etrafında dönülen uçurum, “varoluş” veya bir başka adla “uygarlık” kavramlarını kaybetmekten doğan ve onu arama sürecinin doğurduğu ruhsal sıkıntıdan kaynaklanmaktadır.[17]

sezai karakoc

Karakoç, Diriliş atılımını üç dallı olarak nitelendirmektedir. Bir yandan bireyin kendi içinde mümkün olduğunca derinleşmesi, bir yandan genişliğine topluma dalbudak salma, toplumun bütün faaliyetlerine katılma; bir yandan da tarih içinde boylamasına uzama duygusunu kaybetmeme biçiminde gelişir.[18]
Eski kültürü günümüze tüm canlılığıyla aktarmak, kabiliyet ve dehamızı köreltmeden birbiriyle ilişkili olarak her alanda Diriliş’e çevirmek, Diriliş’in ilk aşaması olarak karşımıza çıkar Karakoç’ta. Diriliş’in, düşüncede, inançta, duyuş ve duyarlıkta, yani sanat ve edebiyatta gerçekleşmesi gerektiğine vurgu yapar aynı zamanda.[19]Ancak Diriliş’in, bir edebiyat akımı değil, bir Hakikat Akımı olduğu belirtilir ve bir Hakikat Akımı olarak da elbet yeni bir edebiyat atılımının kaynağı olduğu bildirilir. Yansımaları, yankıları, taklitleri, hatta ilk elden akla gelmez uzaklıklara kadar etkisi olduğundan bahseder Karakoç, Diriliş Akımı’nın. Karakoç, Diriliş’in özünü benimsemeden sadece sloganlarını ve biçimlerini almanın bir yarar sağlamayacağını belirtir; çünkü inanç ve Diriliş ruhuyla dolu olmayan bir sanat akımı, sadece onun sözlerini dıştan sıyırmakla yetinirse, kendi kofluğunu ortaya koymuş olur kısa zamanda.[20]
Diriliş’in, arka planında güçlü bir İslâm metafiziğinin olması gerektiğini defalarca belirtir Karakoç. Diriliş’in, bir bakıma manevi pencerelerin perdesini kaldırmak olduğunu söyler. O, kişi ve toplum, materyalist bir atmosferde bunalıp kalmasın diye, ruh âleminin tüm gizli definelerinin yeniden gündeme getirilip, devreye sokulması amaç ve metotlarının bütününe “Diriliş” adını vermektedir. Aynı zamanda Diriliş’in, özgür bir ses olduğunu, başka bir deyişle de bir özgürlük sesi olduğunu belirten Karakoç, dolayısıyla Diriliş’i, bir özgürlük kültür ve uygarlığı olarak da tanımlar. Karakoç’a göre Diriliş nesli, özgürlüğün neslidir. Özgürlük, bu neslin hayat tarzıdır. Ve bu özgürlük de Allah’a inandığı içindir ve Allah’tan gelir.[21]
Karakoç, Diriliş’in, imanın gereklerini yeniden yaşamaya başlamak, hayata uygulamaya çalışmak olduğunu dile getirir. Diriliş, Karakoç’un düşünce deryasında Allah’a inanmak, Kur’an’a inanmak, peygamberlere inanmak, getirdikleri yolun eskimezliğine inanmak, İslâm hükümlerinin her zaman geçerli olduğuna inanmak, öteye, hatta ötenin her zaman beride de bulunduğuna inanmak, hesaba inanmak, kaza ve kadere inanmak ve bunlara sabırla karşılık vermek, İslâm ahlâkıyla ahlâklanmak, kısaca İslâm’ı toplumda belirgin bir hale getirmektir. Bu inanış ve ahlâk, toplumun ruhunu sarmadan yeni bir oluşumdan söz edilemez Karakoç’a göre.[22]

sezai-karakoc-portre

Diriliş’in, ruhlarda kapanmış bir kapıyı açmak düşüncesi olduğunu beyan eden Karakoç, bunun temelinin de inanç olduğuna dikkat çeker. Fakat bu sadece sözden ibaret bir inanç olmamalıdır. Soyut bir inanç da değildir. O, insan için inanç, somut bir kurtuluş, toplumlar için gerçek bir muştudur. Bu inanç, kendi düşüncesi, kendi estetiği, kendi ahlakı ve eylemiyle karılmıştır, yoğurulmuştur, Karakoç’un belirttiği gibi. Diriliş insanı, ruhun kapalı kapısını zorlayacak olan, içten, özden, Diriliş inanç ve ahlâkını benimseyen insandır aynı zamanda.[23] Burada Diriliş insanının nasıl olması gerektiği de belirtilmiştir.
Karakoç, Diriliş İnsanı’nın Diriliş Toplumu’nu, Diriliş Toplumu’nun Diriliş Sitesi’ni, Diriliş Sitesi’nin de Diriliş Uygarlığı’nı oluşturacağını dile getirir. Diriliş Sitesi’ni tanımlarken dört unsurdan bahseder. İnsan-kent-anlam-tarih dörtlüsünün siteyi oluşturan ve ayakta tutan dört temel sütun bireşimi olduğunu söyler. Diriliş İnsan’ı, anlamını islâmdan alan ve tarihini islâmlaştırdığı kentin, kent + toplum olan sitenin kurucusu olacaktır yeniden. Yeni Site’nin kurucusu olacaktır Diriliş Kuşağı Karakoç’a göre. Ve Diriliş Sitesi’nin böylelikle yeniden doğacağı belirtilir. Ancak bu sitenin antik siteler gibi etrafını maddi surların çevrelediği bir site değil, islâmın koruyucu ilkelerinin çevrelediği ve islâm aşk ve hakikatinin kucakladığı bir site olacağı dile getirilir. Sadece geniş yolları ve sağlam yapıları olan bir kent olmayacağı, en güçlü yanının toplum yanı olacağı bildirilir. Duvarları ve maddi yapıları sağlam, toplumu ve insanı çürümüş olan sitenin yaşamayacağı; ancak buna karşılık toplumu ve insanı güçlü ve ruhça sağlıklı olan sitenin ise ölmeyeceği ve eskimeyeceği Karakoç tarafından ifade edilir. Çünkü o toplum ve o insanın,  sürekli olarak siteyi onarabileceği ve yenileyebileceği söylenir.[24]
Ayrıca Karakoç, toplumun ve sitenin kalbinin, site hücresi veya molekülü durumunda olan ailede atacağını vurgulamaktadır. Ailenin mahrem cephesi şiddetle korunmalı; fakat onun toplumdaki konumu her yönden gözlenmeli, denetlenmelidir Karakoç’a göre. Bu gözlem ve denetlemenin de devletten önce ve daha çok toplumun iç örgütlerince yapılması gerektiği düşüncesi hakimdir Karakoç’ta; çünkü devletin aileye müdahaleden çok hizmet sunması gerektiğini söyler Karakoç. Onun iç özgürlüğüne herhangi bir zarar vermeden, onun topluma bütünleyici, ekonomik, kültürel ve sosyal katkılarını sunacaktır, devlet ve toplum örgütleri Karakoç’un düşünsel çerçevesinde. Bu şekilde ailenin mini site olacağı bilgimize sunulur. Öyle ki, bütün site mahvolsa dahi yalnız bir aile kalsa, bu minyatür siteden yeni baştan site ve toplum türeyebilsin ve Diriliş her zaman için devamlılığını sağlayabilsin görüşünü benimser Karakoç.[25]
Diriliş, yeni kavramlar getirmeyi doğrudan amaç edinmez, o, kavramlara yeniden bakmayı, özünde barındırdığı anlama canlılığını kazandırmayı ön planda tutar; ancak bu bazı kimseler tarafından eski yaftasına mahkûm olabilmektedir. Gözlerinin gördükleri kadarıyla baktıkları için bu kimseler yeniliği, tazeliği idrak edemezler Karakoç’un da söylediği gibi. Kimilerinin de bu oluşumu, alışkanlıklarına bağlılıkları sağlam olduğu için, yeni görüp, yeni deyip ondan kaçtıkları, onu kabul etmedikleri vurgulanmaktadır; ancak Diriliş’in, bir arayış çağrısı olarak bu ortamın içinde, keskin kışın, devirici rüzgârın hüküm sürdüğü bir mevsimde, ağır taş altlarından, kupkuru topraktan boy verip çıkmak borcu içinde kıvamlanan, mayalanan bir tohum gibi varoluş yazgısını doldurmakta olduğu, yine Karakoç tarafından gözler önüne serilmektedir.[26]

sezai-karakoc-kimdir

Karakoç, insanlığın içinde bulunduğu durumu görüp, bu durumdan kurtulmanın yolunu, insanlığa yeni bir gücün, yeni bir ruhun şırınga edilmesinde görüyor ve bu şırınganın da Diriliş şırıngası olduğunu dile getiriyor. İslâm toplumlarının gelgitler arasında yıprandığını ve Batı’nın uydusu niteliğini taşıdığını ifade eden Karakoç, bir mucizeye ihtiyaç olduğunu ve bu mucizenin de Kur’an’da açık bir şekilde belirtildiğini söylüyor. Ancak Karakoç, bu mucizenin peygamberlere gelen mucize niteliğinde olmadığına işaret ederek bunun, Müslümanların içinde bulunduğu durumu beyan etmesiyle Allah’ın lütfedeceği, adetâ mucize kadar büyük bir atılım olduğunu belirtiyor.[27]
Karakoç, Diriliş’in gerçekleşebilmesi için önce içimizdeki putları kırmanın gerekliğinden bahsediyor ve de bunun Diriliş’in şartlarından olduğunu söylüyor. İçimizdeki putları kırmadan dış putlara mahkûm olmaktan kendimizi kurtaramayacağımızı belirten Karakoç, içimizde ne kadar kötü duygu varsa bunları temizleyip, önce kendi dirilişimizi gerçekleştirmemizin gerekliliğine dikkat çekiyor. Bunun gerekliliğini ve önemini bir savaş dönüşü “Savaş bitti. Büyük savaş başladı.” buyurarak, Peygamber Efendimiz(sav) de belirtmiştir.[28]
Diriliş, Karakoç’a göre bir çağrıdır; mükemmel ve ebedi olana bir çağrı. Mükemmeliyete ermiş kişilerin ve kendini ebediyete varmış sananların, eksik gördükleri kişilere yönelttiği bir çağrı değil, tüm insanlığa yapılan bir çağrıdır bu, kendini üstün görmeden. Birlikte arama, birlikte bulmaya çalışma, Diriliş’e gitmeye çağırmadır Karakoç’a göre bu.[29]
İnsan hayatının sürekli bir seçiş, seçim olduğunu söyleyen Karakoç, bu seçimin, bir yandan bir arınış, bir ayıklanış, bir yandan derleniş, toparlanış, bir yandan da bir öz kazanış, bir varoluş mayalanışı işi olduğunu belirtir. Bu aynı zamanda bir doğuş, Diriliş’tir.[30]
Diriliş görüşünün radikal bir görüş olduğunu belirten Karakoç, bunun salt bir radikalizm olmadığını söyler. Kökten bir değişimi amaçlamıştır; ancak bu onun idea özünü oluşturmaz. Geçmişi tamamen silip atan bir köktencilik değildir bu. Geçmişteki yanlışlıkları tespit edip, geleceği güzelleştirmek için yapılan bir yenilik, bir köktenciliktir. Bu açıdan Diriliş, Karakoç’a göre köktenci olduğu kadar kökencidir.[31]
Karakoç, ölüm ve dirilişi bir arada telaffuz eder. Birbirinden bağımsız iki ayrı kavram olarak ele almaz onları, aksine birbirini tamamlayan bir bütünün iki yarısı olarak değerlendirir. Çünkü biri olmadan diğerinin gerçekleşmesi mümkün değildir. Ölüm düşüncesinden yoksun olmak, Diriliş düşüncesinden de yoksun olmaya götürür insanı Karakoç’a göre. Diriliş düşünce ve ülküsünden yoksunluğun ise hayatı sadece fiziki akışı içinde değerlendirmek demek olur ki, bu, insanlığın değil, bitki ve hayvan yaşantısının eşi olarak değerlendirilir Karakoç tarafından. Ölümü sürekli anmak/anımsamak, ona gömülmek, onda boğulmak demek değildir, onu tanıyıp ölmeden önce ölmeyi öğrenmektir, Karakoç’un düşünce dünyasında. Bu ölümse fiziki bir ölüm değil, metafizik bir ölümdür.[32] Diriliş’in ölümüdür de diyebiliriz.
Karakoç’un Diriliş görüşü, bu kadarıyla sınırlı değildir elbette. Ana hatlarını çizmiş olduk fazla detaya girmeden. Diriliş düşüncesinin, Karakoç’un şiirlerinde nasıl işlendiğini görelim biraz da.

sezai_karakoc-dirilis

Yalvar, gözyaşı akıt. Musa’nın âsasını
Dirilt, yeşert içinde kurumaya yüz tutmuş Sopayı.[33]
Karakoç, içimize bir yolculuk yapıp, ruhumuzun dirilişini gerçekleştirmemizi söylüyor bize. Kurumaya yüz tutan bu sopa ise imanımızdır, inancımızdır ki, zaten Diriliş ancak inancın korunmasıyla kendi yolunu bulacaktır ve böyle gerçekleşecektir ancak.
Yakacağın ışık hâlâ uzak değil,
Muştu, konukluk günlerini doldurmuş değil.[34]
Bu ışık Diriliş ışığıdır ve içimizde bir ışıktır bu. Karakoç burada da kendi iç dünyamıza yapmamız gereken bir yolculuktan bahseder. Ve artık muştuyu duymaya ve duyurmaya ihtiyaç olduğunu vurgular.
Ama dönüyoruz döndürülüyoruz birden değişiyor sahne,
Bir kez daha kurtuluyoruz Kur’an seheri seferinde.
Bir uçuşun tutkusuyla bir yerden bir yere boşalıyoruz gibi
Ağır sular yerine lavanta serinliği
Mevlûtlerin yüreğinde doğan şerbet bardağı klanının yıldızı.[35]
İçine saplandığımız kötülüklerden ancak Kur’an rehberliğinde kurtulabileceğimizi vurguluyor Karakoç. Yeniden Doğuş’umuzun, Kur’an ışığında gerçekleşeceği belirtiliyor.
İşte bak bir bulut geldi üstümüze
Mutluluk geldi üstümüze
Artık yeşile türbelerin yeşiline çalıyor giysilerimiz
Yeniden kadifeden bir ülke kentlerimiz[36]
Bulut yağmurun habercisidir bilindiği gibi, burada da Diriliş’in habercisi olarak kullanılmış. Diriliş, beraberinde mutluluk getirir, insanlığa mutluluğu aşılar. Yeşilse, Diriliş’in rengidir, canlılığın, diriliğin rengidir. Yaş ve yeşil aynı kökten gelir. Kökeninde tazelik mânâsı vardır. Yeşilin doğayı temsil etmesi de doğanın tazeliğini ve diriliğini temsil etmesi anlamına gelir.[37] Kentlerin yaşanabilir bir hale gelmesi ancak dirilişledir, diriliş muştusuyla.
 Ne kadar dalsam da göklerin ve suların derinliğine
Gözlerim kaçırmaz yeryüzünde karıncaların en hurda kımıldanışlarını bile
Eşyaya ve insana yeni bir maya katan
Kıyamet merceğiyle uyarlı diriliş aşısından
Bu son ayinin fısıltısından
Yeni bir soluk gelip ufkumuzu sarınca
Yeni Düzen’de buluşacak ağaç ve insan
Toprak ve su taş ve karınca
Artık mutluluktur ve mutluluğun ötesidir bu
Tanrı’nın gözüyle bakış penceresidir bu.[38]
Karakoç, göklerin ve suların derinliğinde ve güzelliklerinde kaybolurken bile küçük de olsa bir dirilişin farkına varır ki, bunlar dahi insana/insanlığa dirilişi hatırlatır. Yeni bir oluşumun ilk soluğu gelip bulduğunda bizi artık Yeni Düzen’in kapıları bize açılacak Karakoç’a göre. Allah’ın emrettiği şekilde ve Kur’an rehberliğinde bir yaşamın gerekliğinden bahseder Karakoç.
Ve benzerlerini arkada bırakarak
Yeni bir barış düzeyine çıkmak
Secde görmüş alınlar barışına ermek[39]
Bütün yaşanmışlıkları gözden geçirip yeni bir kimlikle, yenilenen bir kimlikle hayatı idame ettirmek gerektiğini belirtir Karakoç. Allah’a kulluğu tam anlamıyla yerine getirenlerin yaşantısı seviyesine ulaşmak ancak bir yarar sağlar Karakoç’un fikir dünyasında.
Ölümün ötesini bir rebab gibi çal
Sevinç şimşeğini indir ağlayış pınarlarına
Kavuş erişilmemiş dağların özgür havasına
Çam ve çınar sevdasını tazele ufuklarda[40]
Ölüm ötesini her zaman düşünerek yaşamanın, insan ruhunu sürekli diri tutacağına dikkat çeker, Karakoç. Ölümü dirilişe çevirmek gerektiğini vurgular. Çam yıl boyunca yeşildir ve bu yeşilliğinden taviz vermez hiçbir zaman, canlıdır, diridir. Böylelikle Diriliş’e vurgu yapar Karakoç. Ve bunun sürekli tazelenmesi gerektiğine işaret eder.
Sonra bir çıkış yolu aradılar
Özledikleri güneşe ve yeşile
İnsanlığın içinde bulunduğu durum, kendilerini özlerine döndürmeye yöneltiyor. Her türlü habis duygu, insanlığı geçmişine hasret bırakıyor ve insanlar bir diriliş muştusu duymaya çabalıyor.
Yaşatmağa değil
Öldürmeğe inanmış
Diriltmeğe değil
Söndürmeğe kanmış
Bir takım eli silâhlılar
Seni de mutlaka seni de
O sonsuz sükûnet dünyasında
O her kımıldanışın bir altın değer kazandığı cihanda
Ürperttiler titrettiler sarstılar
En sefil bir kapitalizm taklidi
Ve komünizm ciridi
Kendi insanımızı
Ruhumuzu canımızı kanımızı
Eritip emdi, emdi eritti
Bir oyun böyle başladı
Bir oyun böyle gitti
Bir oyun böyle bitti[41]
Karakoç, Batı’nın insanları ne hale getirdiğini gözler önüne sererek, bundan kurtuluşun ancak Batı’ya sırt çevirmekle ve Batı’nın rüyalarını bırakmakla olacağını dile getirir. İnsanlığın hareket alanına değişik düşünce sistemlerini sunan Batı’nın, bu misyonuyla insanları bir girdaba sürüklediğine dikkat çeker Karakoç. Ve bundan kurtuluşun da ancak Diriliş düşüncesiyle gerçekleşeceğini belirtir.[42]
Böcek ki akıtıyor damla damla ağzından
Üzüm ballarında süzülmüş ağustosu
Hiç yere bir şey yaratmamış olanın
Bize gönderdiği bir muştucu o yaratık
Uyarıcı ve muştucu bir yaratık
˗ Tanrı boş yere bir şey yaratmamıştır
Anlayan için muştucu duyan için uyarıcı ˗[43]
Karakoç, ağustos böceğinin dahi boş yere yaratılmadığını dile getirir ve dahi onun bile insanlara Diriliş’i müjdelediğini söyler.
Merhameti ruhun en iç musikisi yapmak
Ve ölümü çevirmek diriliş hayatına[44]
Yukarıda da belirttiğimiz gibi Karakoç, ölümle dirilişi birbirinden ayrı görmez, birbirini tamamlayan iki kavram olarak değerlendirir ve biri olmadan diğerinin gerçekleşmesinin mümkün olmayacağını dile getirir. Ölümü sürekli anmanın, o tanımak için olduğunu ifade eder. Ölmeden önce ölmenin gerekliliğini savunur. Ve bunun da Diriliş demek olduğunu bilgimize sunar.
Ben ağıt yazmayı sevmem
Ölümden yana değil dirilişten yanayım
Ölümden değil ölüm sonrasından yana
Ağıt yazmaktan değil mevlüt yazmaktan yana[45]
Karakoç, hayatın her alanında Diriliş işçisi olduğunu vurgular.[46]Ölümden korkmamak gerektiğini ve onu dirilişe çevirmek gerektiğini muştular bizlere. Sürekli dirilişten yanadır. Ölümün dirilişin kapısı olduğuna dikkat çeker Karakoç.
Bu şehre alıştı Taha
Gül açmayan baharlara
Yaprak düşmez sonbahara
Kurbansız bayramlara
Öğle öten horozlara
Ancak geceleri rastlanılan köpeklere
Tütün kokan kedilere
Kesin kesin alıştı[47]
Karakoç, şehrin tamamen özünden uzaklaştığını ifade ediyor. İnsanların artık öz yaşamlarından uzaklaştıklarını vurguluyor. Şehrin canlılığını, diriliğini kaybettiğini, ölmeye yüz tuttuğunu belirtiyor.
Arkadaş aynalar kırılmış
Gerdeklerin şiddetinden değil
Savaştan dönen yiğidin
Sevinç mızrağından değil
Aynalar farelerin tıkırtısından kırılmış[48]
Karakoç, bize yol gösterici şeylerin bir bir yok olduğunu ve bunların da art niyetli kişiler tarafından yok edildiğini gözler önüne seriyor.
Dört melek ve Kur’an’la
Dirildi Taha
Onulmaz bir ölümle
Kavuran bir felçle
Öldüğü halde
Dört melek ve Kur’an’la
Dirildi Taha[49]
Karakoç, Kur’an ışığında ve dört meleğe ve diğer meleklere ve de diğer iman şartlarını yaşamakla Diriliş’in gerçekleşeceğini ifade ediyor. İnsanlığın, içinden çıkılmaz bir bataklığa saplansa dahi bunlarla kurtuluşa ereceğinini ve Diriliş’i gerçekleştireceğini belirtiyor.
Durun anlatayım size melekler
Taha’yı nasıl dirilttiler
Anarak İsa’nın doğumunu
Anarak Muhammed Mustafa’nın doğumunu
Melekler
Taha’yı dirilttiler[50]
Peygamber izinden ayrılmanın insanı bataklığa sürükleyeceğini dile getiren Karakoç, Peygamber izine sımsıkı sarılmakla Diriliş’in gerçekleşeceğini belirtiyor.[51] Diriliş, sadece bu zamanda olan bir şey değildir ve ilk insandan günümüze kadar devam eder. Diriliş’in inanç sağlamlığıyla, öz ahlâkıyla, kadim anlayışıyla gerçekleşeceğini vurgular Karakoç.
Tanrı’m duam şu ki her şey yeniden toprak olsun
Su toprak olsun
İnsan toprak gibi duysun yeri
Ay toprak olsun
Topraktan kaçanı toprak tutsun
Gün toprak olsun kabirler saltanatı toprak olsun
Yazı
Kitap
Ve söz toprak olsun
Ekin ekilmeye mahsus
Yeni tohum atılmaya ait
Yeni insan doğsun için
Toprak olsun[52]
Karakoç, bu şiirinde Allah’a yakarış içindedir. Yeniden Doğuş, “yeniden diriliş” amacıyla “geriye dönüş” yahut “toprak oluş” adına yaratıcıya yapılan bir yakarış, bir dua. Bu duada, geleceği mutlu, kişiyi huzurlu kılacak yepyeni bir hayat tasavvuru vardır. Karakoç, “yeniden doğmak” ve selamete ermek için toprak olmanın, “yeniden dirilmek” ve ebedi saadeti tatmak için de bu yolda ölmenin gerekliliğine ve güzelliğine inanmıştır.[53]
                                                          Sonuç
İnsanlık, bir bunalım döneminin sonunu ve diriliş döneminin başlangıcını yaşamaktadır. Karakoç, öncüsü olduğu Diriliş Akımı’nın da bu büyük diriliş döneminde üstüne düşeni yapmak amacında olduğunu belirtir; ayrıca geçmişten ne getirebilirse getirecek, bugünü sağlıklı değerlendirecek ve geleceğe katılabildiğince katılacak ve böylece zaman, diriliş bilincinin uyandığına şahit olacaktır.[54]
Karakoç, şiirlerinde ekseriyetle diriliş fikri üzerinde durmuştur. Bunun dışında kullandıkları veya yazdıkları oldukça az bir yer tutar eserlerinde. Diriliş, sadece şiirlerinde konu olarak kalmamış, onu yaşama uygulama aşamasında da uğraşmıştır. Kuru bir lafızdan ibaret olmasını engellemiştir bu düşüncenin.
Edebiyatımızın özgün simalarından olan Sezai Karakoç, yetmiş yıllık hayatı boyunca şiirinin yanında fikri dünyasını da sistematize etmiştir. Diriliş düşüncesi kökünü tarihin derinliklerinden alsa dahi yeni bir yorum olarak Karakoç’la karşımıza çıkar. Ve yine bunu tamamen kendisine mal etmez. Asırlar boyunca insanlığı doğru yola götüren her harekette Diriliş ruhunu gördüğünü söyler.
[1] KARAKOÇ, Sezai, İnsanlığın Dirilişi, Diriliş Yayınları, İstanbul, 2005, s. 137.
[2] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 137.
[3] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 143.
[4] KARAKOÇ, Sezai, Diriliş Neslinin Âmentüsü, Diriliş Yayınları, İstanbul, 2010, s. 66.
[5] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 66.
[6] BAŞ, Münire Kevser, Sezai Karakoç’un Düşünce ve Sanatında Temel Kavramlar, (Tez Danışmanı: Prof. Dr. Ali Yılmaz), Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İslâm Tarihi ve Sanatları(Türk-İslâm Edebiyatı) Anabilim Dalı, Ankara, 2005, s. 15(Doktora Tezi).
[7] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 11.
[8] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 47.
[9] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 56.
[10] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 58.
[11] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 60.
[12] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 79-80.
[13] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 147-148.
[14] BAŞ, Münire Kevser, age., s. 170.
[15] BAŞ, Münire Kevser, age., s. 172.
[16] BAŞ, Münire Kevser, age., s. 173.
[17] BAŞ, Münire Kevser, age., s. 173.
[18] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 30.
[19] BAŞ, Münire Kevser, age., s. 175.
[20] KARAKOÇ, Sezai, Gündönümü, Diriliş Yayınları, İstanbul, 2004, s. 61-62.
[21] BAŞ, Münire Kevser, age., s. 176.
[22] BAŞ, Münire Kevser, age., s. 176.
[23] BAŞ, Münire Kevser, age., s. 177.
[24] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 41-42.
[25] BAŞ, Münire Kevser, age., s. 178.
[26] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 36-37-38.
[27] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 8-10-13.
[28] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 20-21.
[29] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 23.
[30] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 29.
[31] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 32-33-34.
[32] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 40-41.
[33] KARAKOÇ, Sezai, Şiirler V: ayinler, Diriliş Yayınları, İstanbul, 1986, s. 10.
[34] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 11.
[35] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 20.
[36] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 22.
[37] CÜNDİOĞLU, Dücane, Ölümün Dört Rengi, Kapı Yayınları, İstanbul, 2010, s. 9-13.
[38] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 25.
[39] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 28.
[40] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 29.
[41] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 30-31.
[42] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 133-137.
[43] KARAKOÇ, Sezai, Şiirler VIII: alınyazısı saati, Diriliş Yayınları, İstanbul, 1989, s. 62.
[44] KARAKOÇ, Sezai, Şiirler VII: ateş dansı, Diriliş Yayınları, İstanbul, 1987, s. 24.
[45] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 37.
[46] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 8.
[47] www.antoloji.com
[48] www.antoloji.com.
[49] www.antoloji.com.
[50] www.antoloji.com.
[51] KARAKOÇ, Sezai, age., s. 39-40-41-42.
[52] ARAZ, Dr. Rıfat, “Sezai Karakoç’un taha’nın kitabı/gül muştusu şiiri üzerine”, Bizim Külliye Dergisi, Elazığ, 2006, S. 29, s. 39-43.
[53] ARAZ, Dr. Rıfat, age., s. 39-43.
[54] BAŞ, Münire Kevser, age., s. 172.
Fatih Gündüz
 fgz-28@hotmail.com

Bir önceki yazımız olan Sezai Karakoç: Zamanın sesi değil, 'ses'in 'zaman'ı başlıklı makalemizde 'ses'in 'zaman'ı, sezai karakoç hakkında yazılanlar ve Sezai Karakoç: Zamanın sesi değil hakkında bilgiler verilmektedir.

This entry was posted in Hakkında Yazılanlar and tagged , , , . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>