Sezai Karakoç’un Poetikasında Kendini Gösteren Gelenek Anlayışı

sezai-karakoc

 

Her planda İslam uygarlığının yeniden dirilişini savunan Karakoç, görüşlerinin ışığında, bu uygarlığın oluşturduğu sanat geleneğinin yeniden canlandırılması gerektiği düşüncesindedir. Karakoç’a göre İslam uygarlığı; Peygamberimizden başlayarak şaire büyük önem vermiş, böylece dinin çevresinde din kaynaklı bir ortak şiir geleneği meydana gelmiştir. Sezai Karakoç, savunduğu ve yeniden canlandırılmasını amaçladığı şiir geleneğini, İslam’ın doğuş çağlarına kadar götürür [2. 269]. Karakoç; Peygamberin şairlerinin bulunduğunu, Hz. Ali’nin güçlü bir şair ve birçok sahabenin de şiirlerinin olduğunu dile getirir.

Kıyamete kadar ismi unutulmayacak şairlerin varlığından söz ederek; Maarri, Mütenebbi, Ebu Nüvas, Farid, Busiri, Hariri, Endülüs şairleri ve Peygamber çağı şairlerini sayar [4. 48]. Edebiyatımızın gelenekten kopuşunun Tanzimat’la başladığını dile getiren Karakoç’a göre, Tanzimat’tan bu yana, şiirimizin tamamen Avrupa’ya dönüşü büyük şiir geleneğimizi yıkmış; bugünün kısır ve verimsiz, çaptan düşmüş şiirine yol vermiştir. Geleneğin asıl pınarının din olduğunu; bizim şiir geleneğimizi din ve tasavvufun beslendiğini; tasavvuf ve şiirin hayatımızda iç içe geçtiğini; Tekkelerin, Mevlevihanelerin ve Dergâhların şiir tapınakları olduğunu söyler. [4. 51–52]

Karakoç’un amacı, belirli ilkeler doğrultusunda şiir geleneğimizi yeniden canlandırmaktır. Bu doğrultuda da şaire asıl misyonu yükler. İşte Karakoç’un poetikası, onun tanımladığı “gelenek” anlayışı üzerine bina edilmiştir. Bu yönüyle de o, İkinci Yeni şairlerinden din ve metafiziğe dayalı poetikasıyla ayrılır. [3. 457] İlk olarak gelenekle yüz yüze gelen şairin, şiirle tanışması, şiiri sevmesi gelenek aracılığıyla olur.

Geleneği şairin ilk dünyası olarak gören Karakoç, şairi şiire ilkin geleneğin götürdüğünü ifade ederek; şiire sempati duyma ve şiirle yoğrulma gibi olguları, geleneğin şaire ilk etkisi olarak değerlendirir. Bir gelenek içinden doğan şiirin, gelenekten kopuk olarak düşünülemeyeceğini, bunun tarihsel bir olgu olduğunu söyler. Şiiri şartlandıran bir kaynak olarak diğer şiirleri gören; her şiirin, kendinden önce yazılan ve yayımlanan şiirlerin bir araya gelmesiyle, kaynaşmasından doğduğuna inanır. [4. 107]

Geleneği bir okul, bir yol olarak gören Karakoç, her şairin ister istemez bu çetin yola girmesinin zorunlu olduğunu; şiirini sınaması, kendini tanıması ve kendine güven duyması için bunun kaçınılmaz olduğunu belirtir. Şairliğe ilk adım atıldığında gelenekle karşılaşıldığını, ardından gelenek yoluna giren şairi, amansız bir hesaplaşma ve çatışmanın beklediğini söyler. Bu zaman zarfında gelenek büyük birikimiyle şairi etkisi altına almaya çalışır.

İşte burada şair, kendini tanıması açısından geleneğin etkisinden çabuk çıkmalıdır. Bunun içinde şair büyük bir çaba sarf eder. Karakoç, bu döneme “gelenekle hesaplaşma dönemi” adını verir. Şairlerin kimisi bu hesaplaşma dönemini, geleneğe baş kaldırma ve onu yadsıma noktasına kadar taşıdıklarını ancak bunun hata olduğunu, yapılması gereken şeyin ise, gürültü kopararak geçmiştekileri yıkmak değil, yapıt vererek onları eskitmek olduğunu ifade eder.

Geleneğin zorlu ve çetin yolunda şair, böyle davranırsa kendine bir alan açabilir. Çünkü Karakoç’a göre yenilik, esasta, geleneğe karşı olmak değil, belki onun bıraktığı noktadan başlamak, şiiri bıraktığı noktadan alıp ileri götürmektir. Bu ifadelerle Karakoç’un geleneği yıkma düşüncesine karşı çıktığını, aksine onun, geleneği kaldığı noktadan alıp daha ileriye taşıma taraftarı olduğunu söyleyebiliriz. [4. 107] Şairin yeni olmak için, eskinin sırrını bulması gerektiğini belirten Karakoç düşüncesinde son aşama olan uzlaşma, şairin geleneğin boyunduruğu altına girmesi değil, kendini tanıması ve kabul ettirmesi anlamına gelir.

Gelenek dünyasını yedi kat gök dünyasına benzetir ve şairin bu dünyada miracını tamamlaması ve yine kendi toprağına dönmesini ister. Burada kendi toprağına dönme, geleneği aynıyla sürdürme ya da taklit değil, “kendine özgülük” düşüncesi savunulmaktadır. Özgün olmak ise, köksüz olmak ve geleneksiz kalmak anlamında kullanılmaz, tam tersine çok cepheli olmak, engin bir gelenek temeli üzerinde yeni olabilmek demektir. [4. 107–116]

Geleneğe saygı, eskilerin tanrılaştırılması ve eleştirilmemesi değildir. Bu noktada yeni değerlendirmelerin yapılması her zaman gereklidir. Geleneği sorgulamak, sağlam bir izleyicinin geldiğine işaret ve olumlu bir göstergedir ve geleneğe karşı ön yargı beslememek ve düşmanca bir yaklaşım sergilememek gerekmektedir. [4. 107–116] Bu açıdan bir değerlendirme yapacak olursak Karakoç, geleneğin kayıtsız şartsız, her halükarda benimsenmesine ve izlenmesine taraftar değildir.

Gelenekten yararlanma, geçmiş biçimleri taklit etme ve onların adlarını kullanma değildir. [3. 457–459] Geleneğin sürdürülmesi ve ya canlandırılması, biçim ya da manzume olarak aynen alınıp kullanılma da değildir. Karakoç’a göre: “Asıl gerekli olan, eski şiirimizin ruhunun, algılamasının, şiire bakışının yeniden dirilişiydi. Biçimlerin ve mazmunların aynen alınışı, kullanılışı değil… [4. 10]”

Geleneğin diriltilmesi derken anlamamızı istediği olgu, eski şiirimizin aynen taklit edilmesi değildir. Zaten ona göre, geçmişteki sanat çağının aynısının geri getirilip yaşatılması mümkün değildir: “… Geçmişte başlayıp, (geçmişte) bitmiş bir sanat çağının tıpkısı gelmez, gelemeyecektir. Demek ki, ‘yeniden doğuş’ sanat alanında, geçmiş bir sanat çağının tıpı tıpına dirilişi, hortlayışı anlamına gelmiyor. [3. 460]” Geçmişteki yapıtları tanıma, onların zevkine erme, onlarla birlikte olma gerekliliği ayrıca, geçmişteki şairlerle ve şiirlerle ruh bağı kurmak, gelenekten yararlanmanın ilk koşuludur.

Yani gelenekten yararlanmanın ilk koşulu, bu birikimin, ruhuyla birlikte tanınması ve sevilmesidir. Hızır’la Kırk Saat, Taha’nın Kitabı, Gül Muştusu ve Leyla ile Mecnun gibi başarılı eserleriyle Sezai Karakoç, şiir geleneğimizdeki yerini alır. Bu eserler göz önüne alındığında Karakoç’un poetikası ile şiirlerinin bir bütünlük içinde olduğunu, yani bir bütün oluşturduğunu görürüz.

Diğer İkinci Yeni şairleri, geleneği yâdsıma, ona ilgi duyma açısından birbirlerine benzerler; geleneği yeteri kadar tanımadıklarını ve bu nedenle de ondan gerektiği kadar yararlanamadıklarını da itiraf ederler. Ece Ayhan, yazı ve söyleşilerinde Türk şiir geleneğinden en az bahseden şairdir. Türk şiir geleneğinden gelmediği, öncülsüz ve ardılsız olduğu ileri sürülen Ayhan’ın, bu niteliğinden dolayı gelenekten söz etmemesi doğal görülebilir.

Cemal Süreya geleneği yadsımaz, hatta ilgi duyduğu, kendince şiirinde yararlanmaya çalıştığı söylenebilir. Süreya’nın asıl amacı elbette geleneği sürdürmek değildir; öncelikle o, geleneği sürdürecek yeterli bilgi ve birikimden yoksundur; ama en önemlisi geleneği sürdürmek gibi bir niyeti yoktur. Şiirde kişilik ve özgünlüğü çok önemli gören Edip Cansever’in bu değerlere verdiği önemi göz önüne aldığımızda, onu gelenek zincirine eklemekte zorlanırız. Kuramsal yazılarında gelenekten kopmanın olanaksızlığını savunan Canveser, geleneği tanımak içinde özel bir çaba göstermez.

Turgut Uyar, gelenekle bağ kurma çabası ve en azından biçimsel açıdan da olsa bunu şiirlerinde uygulamaya dökmesi bakımından Sezai Karakoç’tan sonra İkinci Yeni içinde Cemal Süreya ile birlikte geleneğe en yakın duran şairdir. İlhan Berk’te gelenek, yalnızca bir ilgi ve sevgi düzeyinde kalmış ancak yeterince tanınmamıştır. Uyar ise ilgi görme ve tanıma açısından Berk’ten daha ileridedir. Berk’in gelenek karşısındaki tavrı, yalnızca bir fark ediş ve sevgiyle sınırlı kalmıştır.

[1. 15] Karakoç, İkinci yeni içinde geleneği derinlemesine kavrayan; geleneğin diriltilmesini poetikasının ana amacı yapan; bunu da ortaya koyduğu başarılı eserleriyle kanıtlayan bir şairdir. Dünya görüşü ve sanat anlayışı olarak geleneği yaşayan, yaşatan ve kutsal kaynaklı geleneği hayatın her alanına yaymaya çalışan şair, gelenek ve modernizm konusundaki görüşlerini, tek bakış açısıyla değil de çoklu bir bakışla ele alıyor. [6. 220]

Sonuç:

Kendisinden önceki ve kendi dönemindeki şiir akımlarının dışında kalmaya özen göstererek, poetikasını kurmaya çalışan Sezai Karakoç’un en belirgin yönlerinden birisi de gelenekle olan bağı ve geleneğe karşı duyduğu ilgidir. Garip şiirini gören, ancak bu şiir akımını beğenmeyen Karakoç, Hisar şairlerine de yakın durmaz. Çizgi olarak Necip Fazıl-Büyük Doğu çizgisindedir, ancak bu şiirden ziyade onun düşünen yönüdür.

Üniversiteden arkadaşı Cemal Süreya ile birlikte bir birine yakın biçimli şiirler kaleme alan Karakoç, zamanla kendilerine Ece Ayhan, İlhan Berk, Edip Cansever, Turgut Uyar, Ülkü Tamer ve Oktay Rıfat gibi şairlerin de katılmasıyla, farklı bir şiir hareketinin başlatıcısı olmuşlardır. Şiir felsefesi ve beslendiği kaynak olarak yavaş yavaş dönem arkadaşlarından kopar ve şiirlerinde kullandığı imaj, üslup ve içerik olarak da onlardan uzağa düşmeye başlar. Özellikle 1960’lı yılların sonuna doğru yazdığı şiirlerde yolu tamamen farklı bir çizgiye çıkar. Bireysel, anlamsız ya da anlam kapalılığı, söz dizimsel sapmaların hâkim olduğu, aklın ve anlamın kovulduğu şiirlerden ve bu tarz şiirler yazan şairlerden farklılaşır.

Poetik düşüncelerini ihtiva eden yazılarını bir araya getirdiği “Edebiyat Yazıları I-II-III” isimli eserlerinde gelenek konusunu detaylı olarak ele alan, geleneksel şairleri özel olarak değerlendiren Karakoç, gelenekle hesaplaşmayı şair olmanın ilk şartı olarak sayar. Dönem arkadaşları olan diğer İkinci Yeni şairlerindeki, geleneği yadsıma, geleneğe başkaldırarak onu yıkma eğilimi Sezai Karakoç’ta, şiiri olumlama noktasında belirir. Hem şiiri, hem de şiiri kaleme alan şairi, gelenekle hesaplaşmaya yollayan Karakoç, bu hesaplaşmanın gelenekte yer alan şiir ve şaire karşı saygıyla yapılmasını da zaruri olarak görür.

Gelenekle hesaplaşan ve ona karşı yenilmeyen, yılmayan şairin kendi özgünlüğünü bulacağına inanır. Diğer İkinci Yeni şairleri ise gelenek karşısında olumsuz bir tutum içindedir. Özellikle İlhan Berk ve Ece Ayhan’ın, poetik anlamdaki yazılarına bakıldığında, geleneğe karşı başkaldırma ve onu yerle bir etme düşüncesinden hareket ettikleri görülür. Cemal Süreya daha ılımlı bir çizgide yol alırken, yine de geleneğe zaman zaman saldırır. Süreya’ya yakın duran diğer şairler Edip Cansever ve Turgut Uyar’dır.

Geleneği sürdürme amacını gütmeyen bu şairlerde, gelenek anlayışı genel olarak zaman zaman kendisinden faydalanılan ve şiirin kanallarını açan bir olgudur. Zaten bu şairlerin Sezai Karakoç dışında olanları, geleneği derinlemesine tanımaz, ondan faydalanacak kadar onu bilmezler. Hatta İlhan Berk örneğinde olduğu gibi, geleneği merak etseler de hâkim dünya görüşleri nedeniyle, onu araştırmazlar ve ilgisiz tavırlarını sürdürürler.

Karakoç, geleneği derinlemesine bilen, şiirlerinde gelenekten faydalanan ve poetikasına da bunu yansıtan bir şairdir. Gelenekten yararlanmanın ve geleneğe karşı kayıtsız kalmamanın, şairin özgünlüğüne ve şiirine zarar vereceğine de inanmaz. Tam aksine ona göre, gelenekle karşılaşan, hesaplaşan ve bu sınavdan başarıyla çıkan şair, şiirde daha çok özgünleşecektir.

Sonuç olarak, Sezai Karakoç’un İkinci Yeni şiiri içinde, şiir poetikasında farklı noktaya düştüğü bir bölüm olan gelenek düşüncesinin kaynağında, İslam düşüncesi ve uygarlığı bulunmaktadır. Bu nedenle Karakoç, hem özgünlüğünü hem de şiirindeki gelişmeyi, geleneğe karşı durarak değil, aksine gelenekten faydalanarak yapar. Bu yönüyle de, İkinci Yeni şairlerinden ayrılır. Bu “geleneği farklı algılayış”, onun şiir temeline de yansıyarak, daha sonraki süreçte ortaya çıktığına şahit olacağımız “Sezai Karakoç Şiirine” zemin hazırlar.

Kaynakça:

1. Akkanat Cevat, “Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri”, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 2002.
2. Berki, Kamil Eşfak, “Sezai Karakoç Şiirinin Gelenekten Beslenişi”, Hece Dergisi, Diriliş Özel Sayısı, Ocak 2003, sayı; 73, s; 269.
3. Karaca Alaattin, “İkinci Yeni Poetikası”, Hece Yay., Ankara, Ekim 2005, 457.
4. Karakoç Sezai, “Edebiyat Yazıları I”, “Kendini Arayan Şiirimiz”,  3. Baskı, Diriliş Yay., İstanbul, Mayıs 2007, s, 10.
5. Karataş Turan, “Doğu’nun Yedinci Oğlu Sezai Karakoç”, Kaknüs Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, Eylül 1998.
6. Sağlık Şaban, “Tanrının Gözüyle Bakış Penceresi Yahut Sezai Karakoç’un Ayinleri”, Hece Dergisi, Diriliş Özel Sayısı, Ocak 2003, sayı; 73, s; 220.

Davut Bayraklı

Bir önceki yazımız olan Sezai Karakoç'u Dinlemek başlıklı makalemizde sezai karakoç, sezai karakoç hakkında yazılanlar ve sezai karakoçla ilgili yazılanlar hakkında bilgiler verilmektedir.

This entry was posted in Hakkında Yazılanlar and tagged , , , . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>