Yeni Başlayanlar İçin SEZAİ KARAKOÇ

sezai-karakoc-kimdir

Modern Türk şiirinin zirve isimleri sayılacak olsa, akla gelen birinci isim hiç şüphesiz üstad Sezai Karakoç’tur. Karakoç’un, Monna Rosa adlı ünlü kitabı da dahil, daha önce çıkmış dokuz şiir kitabının tümü bir arada ilk kez 2000 yılının haziran ayında yayımlandı. Yedi yüz sayfalık hacmi, özenle seçilmiş kağıt, cilt ve kapak rengi gibi özellikleriyle de hemen dikkat çeken bu şaheser kitap “Gün Doğmadan” adını taşıyordu. Diriliş Yayınları’nın 53. Kitabı olarak yayınlanan Gün Doğmadan’ın, önümüzdeki dönemin en çok okunacak ve üzerine en çok yazılıp konuşulacak kitabı olacağını şimdiden söyleyebiliriz.
Aynı zamanda Türk dünyasının yaşayan en önemli düşünürü olan Sezai Karakoç, fikir ve sanatta “Diriliş Akımı”nın kurucusu olarak tanınıyor. Eleştirmenler ve edebiyat tarihçileri Karakoç’un, Türkiye’de 1950’lerden; özellikle 1960’tan sonra üretilen dikkate değer bütün sanat ve düşünce eserleri üzerinde belirgin bir etkisinin bulunduğunu vurguluyorlar. İlk sayısı Nisan 1960’ta çıkan ve otuz üç yıl boyunca aralıklarla yayınlanan Diriliş Dergisi başta olmak üzere Edebiyat, Mavera, Yedi İklim, Yönelişler, İkindiyazıları, Kayıtlar, İpek Dili, Hece ve Kaşgar gibi dergiler etrafında toplanan farklı kuşaklardan yazarlar, hep O’nun yol göstericiliğinin ışığında eser verdiler. Eleştirmenler, Karakoç’u hiç okumamış olanların üzerinde bile, O’nun dolaylı tesirinin bulunabileceğini kabul ediyorlar.

2000 yılında bir Divan

Eser, köklü şiir geleneğimizin muazzam divanlarının da günümüzdeki bir temsilcisi durumundadır. Aylık edebiyat, kültür, sanat dergisi Yedi İklim’in Gün Doğmadan’ı ve Sezai Karakoç’un şiirini konu edindiği yeni özel sayısında (Eylül 2000), Mücahit Koca şöyle diyor: “Gün Doğmadan şiirler toplamı olan kitap, aslında bir “Divan”dır. Divan, gelenekte şairlerin gazel, kaside vb. gibi bütün şiirlerini topladığı bir kitapsa da, günümüzde Mehmet Âkif Ersoy’un bütün şiirlerinin toplandığı Safahat ile Necip Fazıl Kısakürek’in Esselâm isimli mesnevîsinin dışındaki bütün şiirlerini topladığı Çile isimli şiir kitabı da bir bakıma “Divan” değil midir?…Nasıl kitap Safahat ve Çile’den sonra bir silsile gibi gelmişse, şair de bir silsile gibi gelmiş, milletten, devlet ve medeniyetten yana olanları sevince boğmuştur.”

Bir mütefekkirin şiiri

Sezai Karakoç’un şiirini hakkıyla okuyabilmek için, onun bir mütefekkirin şiiri oluşunu hatırda tutarak yaklaşmalı, hatta önce bu yaklaşım için gerekli donanımı edinmeliyiz. Karakoç, insanı, vücudu ve ruhuyla; hayatı ve ölümüyle; iradesi ve kaderiyle bir bütün halinde anladığı gibi varoluşu da metafizik açıdan asıl gerçekliğiyle görüp yorumlamış, fikir ve sanat eserlerini de bu büyük bakış alanı içinde gerçekleştirmiştir. Belki bu tür bir ayırım gereksiz hatta yanlıştır ama söylemekte fayda var, Sezai Karakoç öncelikle bir şair değil, bir düşünce ve dava adamıdır. Şiir yazması da bu kapsayıcı kimliğinin bir uzantısı, bir parçası olarak görülmelidir. Hiç şüphesiz Türkçe’nin yaşayan en büyük şairidir Karakoç. Yine de bu durum, onun öncelikle bir büyük –ve günümüz için hayati derecede önemli- düşünce adamı, şiirinin de bir düşünürün şiiri olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu yapıyı tersinden görmeye, yani Karakoç’u öncelikle şiiriyle ele almaya ve düşüncelerine de oradan ulaşmaya çalışmak ise, onun hem sanatını, hem de düşüncesini –ve eylemini- layıkıyla anlamaktan mahrum kalmamıza yol açabilecek ters bir tutumdur.

Önce ne okumalı

Bu sebeple önce düşünce eserleri bir bütün halinde okunup özümsenmeli, sonra şiire geçilmelidir. Yeni başlayanlar için Diriliş Neslinin Amentüsü veya İslamın Dirilişi adlı eserlerden biri ile başlayıp İslâm, İnsanlığın Dirilişi, Yitik Cennet ve Sütun ile devam etmeyi önerebiliriz. Toplum, devlet, devlet kurumları ve siyasetle doğrudan ilgili konulara öncelik tanıyanlar ise Fizik Ötesi Açıdan Ufuklar ve Daha Ötesi ile (üç cilt) Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı (iki cilt) adlı ilk kez 1995 ve 1996’da basılan eserlerden başlayabilirler. Hemen belirtelim ki Sezai Karakoç, yazdıkları arasında seçme yapılacak sıradan bir yazar değil, eseri bir bütün olarak dikkatle özümsenmesi gereken, yüzyılda bir etrafına parıltılı ışığından saçarak geçen büyük kuyruklu yıldızlar gibi çağımızda aramızdan geçmekte olan ender bir sanatçı-düşünürdür.

Diriliş Akımı nedir?

Sezai Karakoç, eserleriyle ülkemizin bilhassa fikir ve sanat hayatını derinden etkilemiş, bu alanda hâlen Diriliş Akımı adıyla anılan fikir ve sanat akımının kurucusu olmuştur. Edebiyat tarihçisi Ahmet Kabaklı, “20. Yüzyıl Türk Edebiyatı Tarihi” adlı eserinde, Mehmet Âkif, Yahya Kemâl ve Necip Fazıl ile bağlantılı olsa bile Sezai Karakoç’un düşünce adamı, şair ve yazar olarak bunlardan farklı, daha yeni ve esaslı bir yönelim içinde olduğunu, yeni bir akımın kurucusu olduğunu vurguluyor ve bu akıma Yeni İslamcı Akım adını veriyor. Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Âkif İnan, Erdem Bayazıt, Alaaddin Özdenören, Ebubekir Eroğlu, İsmail Kıllıoğlu, Turan Koç, Arif Ay, Cahit Koytak, Mustafa Miyasoğlu, ve daha başka isimleri de mensuplarından saydığı Sezai Karakoç’a bağlı bu akım, evet hem yenidir, hem de islamcıdır. Ancak akımın doğru adı Diriliş’tir. Yukarıdaki isimlere Necat Çavuş, Kâmil Eşfak Berki, Hüseyin Atlansoy, İhsan Deniz, Ömer Erdem, Cevdet Karal, Mustafa Ruhi Şirin, Hasan Aycın, Mevlana İdris Zengin, Mustafa Şahin ve daha pek çok genç sanatçıyı da ilave edebiliriz.
Sezai Karakoç hakkında yazılmış kitaplarda ve kendisiyle ilgili özel sayı çıkarmış dergilerde konuyla ilgili bilgi ve bulgulara ulaşmak mümkündür. Burada Kabaklı’nın tarifinden kısa bir bölüm aktarıyoruz: “Gerçekten, bu yeni İslamcılar, “yabancılaşma”ya karşı çıkarak, sanat ve edebiyatta “yerli düşünce”nin ölümsüz ve her çağı kaplar değerdeki Büyük Kitap (Kur’an) ve Büyük Öncü (Hz. Muhammed)’nün, bugünün gözüyle taze yorumlarını yapmaktadırlar. Onlarca millî olmaktan ziyade, evrensel olan İslam’ın büyük kahramanları, faziletleri, eğitimde, hikmette, siyasette, ekonomi ve “eylem”de sonsuz olan değerleri, edebiyatta bu “yeni İslam”ın, yeni insanın, meleksi ve çocuksu aşkların yeni çalışma, irade, çağdaşlık anlayışlarının şiir, hikâye, piyes ve düşünce malzemesi olmaktadır.” (A. Kabaklı, 20. Yüzyıl Türk Edebiyatı Tarihi, s.603)

Ve Monna Rosa

Bazı şiirler vardır, şairlerinin önünü adeta tıkar, okurun diğer eserlerine ulaşmasına engel olurlar. Hiçbir şair, falan şiirin şairi olarak tanınmak ve hep öyle anılmak istemez. Hele Sezai Karakoç gibi bir fikir ve dava adamı, gençlik yıllarında yazıp sonraki yıllarda yazdığı eserleriyle kat kat aştığı bir şiirle hiç anılmak istemez. Ancak bu yanlış ve bilinçsiz tutumdan şüphesiz asıl zararlı çıkan, o sanatçının şu ya da bu sebeple meşhur olmuş böyle birkaç şiirine takılıp kalan okurdur. Ne yazık ki, pek çok kişinin aklına da Sezai Karakoç denilince onun Monna Rosa (Mona Roza) şiiri gelmektedir. Böylelerinin durumu, padişahın hazinesine girip de şaşkınlıktan elindeki küreğin tersiyle ancak bir tek altın alabilen kişinin gülünç ve acıklı haline benzetilebilir.
Sezai Karakoç, Diriliş dergisinde yayınladığı “Hatıralar”ında da açıkladığı gibi (Diriliş, Haziran 1989), Monna Rosa’yı, gül, bülbül, Leyla gibi mazmunları yeniden diriltme gereğini göz önünde bulundurarak kaleme almıştır. Modern bir Leyla ile Mecnun denemesidir Monna Rosa. Yazıldığı dönemin (1952) aşk ve kadın anlayışına esaslı bir karşı çıkıştır. Kadını metres, aşkı flört olarak gören, şairaneliğe hor bakan yeni çürümüşlüğe karşı Mecnun’un yurdundan yükselen yepyeni bir itirazdır. Ciddi okurlara, Diriliş Dergisi’nin 1987 – 1993 arası koleksiyonunu derhal edinip Karakoç’un oradaki yüzlerce önemli başyazısını, makale ve hatıralarını dikkatle okumalarını öneririz. Monna Rosa hakkındaki en sağlıklı bilgiler de bu sayılardadır.

Karakoç’la ilgili kitaplar, özel sayılar

Sezai Karakoç, genç sayılabilecek bir yaşta iken yerli ve yabancı ansiklopedilerde madde olmuş, hakkında çok sayıda yüksek lisans ve doktora tezi hazırlanmıştır. Çok sayıda inceleme, makale, röportaj yayınlanmış, yine birçok dergi özel sayılar hazırlamıştır.
Karakoç hakkında yazılan bazı kitaplar, yazarları ve yayın tarihleri şöyledir: Sanat ve Düşünce Dünyasında Sezai Karakoç, (Şakir Diclehan, Piran y. 1980), Sezai Karakoç’un Şiiri, (Ebubekir Eroğlu, Bürde y. 1981), Doğunun Yedinci Oğlu Sezai Karakoç, (Turan Karataş,Kaknüs y.1988).
Özel sayı hazırlamış dergilerden bazıları, sayı ve tarihleri ise şöyledir: Yedi İklim, “Üstad Sezai Karakoç’a” başlığıyla, sayı 44-45, 1993, Kitap Dergisi, “Özel Sayı- Kendisi Olabilen ve Kendisi Kalabilen Bir Düşünür Şair: Sezai Karakoç” başlığıyla, sayı 93, 1998, Ludingirra, “Dosya: Sezai Karakoç” başlığıyla, sayı 9, 1999, Biat, “Diriliş neslinden Sezai Karakoç’a armağan” başlığıyla, sayı 6, 2000, Yedi İklim, “Sezai Karakoç Şiiri Özel Sayısı” başlığıyla, sayı 126, Eylül 2000, Hece, “Bir Uygarlık Tasarımı Olarak DİRİLİŞ” Ocak 2003

Şaban Abak

http://www.cemaat.com/?q=node/1627

Bir önceki yazımız olan Mona Rosa Sezai Karakoç'u Anlattı başlıklı makalemizde mona roza gerçek hayatta kimdir, mona roza kimdir ve mona roza şiirindekiler hakkında bilgiler verilmektedir.

This entry was posted in Hakkında Yazılanlar, Kitapları and tagged , , , , . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>