Yitik Cennet (Sezai Karakoç)

ustat-sezai-karakoc

Üç ay kadar önce annem rahatsızlanıp bir süre hastanede kalınca, bazı günler onu görememiştim. Yanına gidemediğim günlerden birinde yolladığımız paketin içine bir kitap sıkıştırıverdim. Boş kalan zamanlarında okumuş; beğendiğini ve kitabı bitirdiğini söylemişti bana. Eve döndüğünde, en çok neresini beğendin, diye sordum anneme. Şu satırları gösterdi: “Uzaklaştırma yaklaştırma içindir. Ayrılık buluşmaya doğrudur. Yitirme, bulma arzusunu uyandırır. Gurbette söylenir sıla şarkısı.” Zıtlıkların ahengiyle oluşan bu cümle benim dikkatimi çekmemişti daha önce. Annemin cümleyi fark edişinde, “hastalık da o halde sağlık içindir” deyişi saklıydı ve şükür ki iyileşti.

Bahsettiğim kitap, Sezai Karakoç’un en sevilen kitaplarından, Yitik Cennet. Hastalıkta, sağlıkta, açlık tokluk zamanında, fakirlik zenginlik durumunda; yani ne halde olursak o halde okuyunca bize niyetimize göre hitap edecektir bu kitap.

Karakoç, Yitik Cennet kitabında bizi anlatıyor; kendimiz hakkında haberimiz bile olmayan temsilleri, peygamberlerin hayatındaki incelikleri, öğütleri anlatıyor. Kur’an’dan bildiğimiz peygamberlerin hayatlarını, bir anı olmaktan çıkarıp ibret dahiline getiriyor bu kitap. Yüce kitapta anlatılanın fasıl değil asıl olduğunu anlıyoruz böylece. Karakoç’tan, peygamberleri anlatan ayetleri okuyuşunu dinliyoruz sanki. Üstad kıssaları yorumluyor, biz hayatı yeniden yoruyoruz.

Altı çizili satırların mürekkep yüküyle kitabın ağırlığını artırdığını düşündüğüm bir kitap aynı zamanda, Yitik Cennet. Daha ilk cümlesinden, dahil olduğumuz hayatların anlatıldığı kitaba dahil ediyor bizi. Ve bir kitabın ilk cümlesi bu kadar mı güzel olabilir, dedirtiyor: “Adem’le Havva’nın cennette öncesiz sonrasızmışçasına mutlu bir hayatı yaşadıkları zaman gibiydi hayatımız Batının soluğu bize gelmeden önce”  

Cümlenin ilk hoşluğu, sarhoşluğu geçip tam da, suç hep batıda mı? diye sorarken, öbür sayfadan bir temsil ile cevap geliyor: “daha önemlisi dışarıdan gelen şeytanın çağrısını dinleyen bir kulağın hemen içerde hazır oluşuydu”

Böylece akıp gidiyor Yitik Cennet kitabı. Sırasıyla Adem, Nuh, İbrahim, Yusuf, Musa, Süleyman, Yahya, İsa ve Muhammed (aleyhumusselam)  peygamberlerden bahsediyor. Hakikat, inanç, devlet düşüncelerinin hangi peygamberler zamanında ve nasıl kazandırıldığını anlatıyor sıklıkla. Hz.Adem’le birlikte varoluş hikmetlerini anlıyoruz, inancın temellerini Hz. İbrahim’le biliyoruz örneğin. Bu noktada durup Yusuf suresinde geçen “Andolsunonların kıssalarında salim akıl sahipleri için ibretler vardır” ayetini hatırlamak lazım, kitaptan yeterince faydalanabilmek için.

İlk olarak anlatılan, insanlığın atası, ilk insan Hz. Adem ile oluş, varoluş, cennet kavramlarının ilk insanla beraber hayat bulması. Cenneti bulmak için yitirmiş ve imtihandan başarıyla çıkınca tekrar cenneti bulması vaat edilmiş bir kader var burada. Elimizde ise -bugünde- adem ile havva’nın yaşadığı bir deneyimin tekrarı olarak dünyaya yitik cennet’ini bulmaya gelen insanoğlu var. Aramızda ortak olan şey, bir arayış içinde olmamız, neyi özlediğimizi bilmesek bile aynı yeri düşlememiz. Dünyanın en eski devrinde yaşayan iki insan ile bizim yaşadığımız aynı imtihan. Zaman farklı, mekan biraz değişik, fitne sebebi, şeytanın oyunları çeşitli ama aradığımız o günden bugüne, aynı yitik cennet.

Günlük hayatın içinde anlam veremediğimiz ya da yanlış anladığımız şeyleri kitapta bazen iki satırda kavrayıveriyoruz. O cümlelerden birini okuyunca kendi kendime, romanlara, hayatlara sığdıramadığımız hikâye tek ifadede özetlenmiş dedim. “insan yaratılmış, sonra yüceltilmiş, sonra imtihan için, ruh pişsin ve olgunlaşsın diye madde aslına döndürülmüş, ondan ruh aslına yönelmesi istenmiş, bu yönde göstereceği bütün çaba desteklenmiştir.” Dünya hayatımız bile bu hikâyenin az bir kısmını oluştururken; dünya telaşı dediğimiz vesvese bizi ne denli az meşgul etse yine de çok kalır.

Hz. Adem, kitaptaki ifade ile varoluş hikmeti önderliğini yapmış, varoluş temellenmesi de Hz. Nuh zamanında olmuş, anlatıldığına göre. Nuh’un gemisi o çağda inananları sel felaketinden nasıl kurtarmışsa, “her çağda, şartlar ne kadar ağır ve umutsuz olursa olsun inananlar için bir nuh’un gemisi vardır.”denilmiş.  Aynı şekilde bir kurtuluş imkanı her zaman bulunmaktadır.

Nuh tufanı zamanında, gemiye her cins hayvandan bir çift alınıp, karaya oturunca yeni bir uygarlık kurulmuştu.  Bu noktada üstad’ın diriliş fikrine baktığımızda, bizi diriltecek olan fikir de geminin karaya oturması ardından kurulan medeniyet misali olacaktır. Her kök duygu, düşünce ve inançtan tohumlar alınıp derlenip toparlanarak kitaptaki deyişle bir “diriliş merkezi” oluşacaktır. Toplum açısından ya da ferdi olarak düşünürsek bizi de alıp kurtaracak bir yanı mucize bir yanı ceza görüntülü ilahi olaylar olacak, bizi selamete çıkaracaktır, inandığımız müddetçe.

Geminin karaya oturması, yani artık o diriliş olayının bir kalıba girmesi durumudur. Ferdi yönüne baktığımızda ise “ruhu hallerden kurtarıp makamlara ulaştırmak. Cudi dağına oturtmak.” olarak yorumlanır.

Ve Hz. İbrahim… Hayatı, baştanaşağı bir medeniyet; hakikat medeniyeti. Şimdi medeniyet dediğimiz, bu hayatın açılımdan ibaret kalır imiş. Hayatını okursak, kitaptaki ifadeleri anlamaya çalışırsak bile birçok mana çıkarıyoruz hem kendimiz, hem medeniyetler için.

Bugün yapılan tartışmalar var örneğin, millet kavgası, ırk kavgası. Açılımlarla işleri yoluna koyma iddiası var. Sen kimlerdensin sorusuna, farklı kültür ve coğrafyadan gelmenin dışında yüklenen anlamlar var. Millet kelimesine farklı bir anlam yükleyerek aslen tek olan milleti gruplara bölüp birbirine düşman etmek gibi temel bir yanlışın etrafında büyüyen sorunlar var. Ve bu olumsuz varları oluruna erdirecek cevap, namazda her kadeye oturuşumuzdaki o niyazda saklı:“ben İbrahim milletindenim”

Yitik cennet kitabında bu ifade için “İbrahim milleti kavramı, onun soyundan gelme şartına bağlı olmaksızın onun görüşünde ve yolunda olanların topluluğunu ifade eder.” cümlesi geçer. Onun yolu, yani, ateşte yanmayan, bıçakla kesilmeyenlerin yolu.

Bir gün sokağın birinde, rastgele insanları çevirip “ateşin yakmadığı, bıçağın kesmediği bir yer var mı bildiğin?” diye sorsak; tam şaşırırlarken de “ben İbrahim milletindenim” deyip gitsek. Böyle bir şey yapsak, delilik olmaz zannediyorum, millet mensuplarına atasını hatırlatmak olur sadece.

Hz. İbrahim’in henüz çocukken Hakk’ı arayışı, güneşe yıldızlara hakikati soruşunda da, anladığımız takdirde birçok anlam gizlidir.

Edebiyat çevresinde Sezai Karakoç’a benzetilen Amerikalı bir şair var, Robert Bly. Şair, Hz. ibrahim’in çocukluğunda sorguladıklarını şiirinde öyle güzel anlatmış ki, üstada benzetilişine hak veriyoruz.

Hatırlıyor musun İbrahim’in ilk seslendiği geceyi
Yıldızlara? Saturn’e haykırdı: Benim Rabbim sensin!
Ne mutluydu! Seher Yıldızını gördüğünde, haykırdı

Benim Rabbim sensin! Nasıl yıkılmıştı
Onların batışını seyrettiğinde. Dostlar, o da bizim gibi:
Batan yıldızları Rab belliyoruz kendimize

Batanları, yitenleri sevmem demek,  olanca sevgi batmayan ve yitmeyen tek varlığa aittir, demekti bir bakıma. Hz. İbrahim’in güneş ve ayın, yıldızların müellif değil rol sahibi olduğunu ifade etmesi, makro alemin büyüsünü de kırar böylece. Yaratılana sırf hayran olmakla değil, dengeyi tutturmakla geçerli olur bu düşünce de. Kitapta anlatıldığı gibi “makro alem hayranlığı din olmamalıdır insan için. Bu bir kanıttır, inanç değil.” Aynı muazzam düzen mikro alemde de geçerlidir ve bu iki alem arasında en büyük mucize, harika uyum orta alemde, insandadır asıl. Bu yüzden “evrensel oluşta en büyük rol sahibi olan insan, bunların altında ezilmemelidir.” İşte bu haberleri getirdi bize atamız Hz. İbrahim.

Yitik Cennet kitabında daha sonra Yusuf peygamberden bahsediliyor. Hz. Yusuf’un bünyesinde devlet fikrinin ortaya çıkışını, dünyacı olmayan bir dünya devletinin kuruluşunu anlatıyor üstad bize. Dünyacı olmayı bırakabilmiş bir devletin önünde eğilmenin Hak iradenin önünde eğiliş olacağı anlatılıyor ki, bu fikir bugün; milliyet, hürriyet, devrim, yasak, baskı vs. kabaca kelimelerinden oluşmuş lügatımızla açıklanamayacak bir düşüncedir.

Hz. Yusuf’un mucize hayatından sonra sırasıyla Musa, Süleyman, Yahya peygamberler anlatılmış. Ardı ardına gelmiş olan üç peygamberin öyküsünden çıkaracağımız en şahsi ve güncel sonuç, kitaptan alıntıyla şu şekilde:“kalbimizdeki bir mihrap ışığı yandığı sürece, ruhumuzun Zekeriyaları, Yahyaları, Meryemleri ve İsaları gelecek ve ölmüş olan, öleyazan ruhumuz dirilecektir.”

Ardından anlatılan, son peygamberin son habercisi, Hz. İsa. İsa peygamberin doğumu başlıbaşına bir mucize, denilir. “baba’yı (pater) putlaştıran Roma’ya karşı babasız bir doğum”du onun gelişi. Hayatı, göğe kaldırılışı hep ibretlerle, temsillerle doluydu. Asırlar evvelinden yine kendimize pay çıkarırsak: “insan nefsi çarmıha gerildikten sonra ruhun İsa’sı doğar” geçiyor kitapta ve silsilede sıra, en büyük peygamber, kâinatın yaratılış sebebi Hz. Muhammed (s.a.v)’e geliyor.

Kitabın son bölümüne gelince hüzünleniyorum. Resul’u kitabın bir sayfasında daha okumanın, onu anacak olmanın, acaba anlayanlardan olabilecek miyim telaşının getirdiği bir hüzün bu. Daha öncesinde gelen peygamberler aslında onun bir yönünü anlatmıştı bize, “her peygamber onun bir cephesiydi. Bütün cepheler onda bütünlendi. Bu yüzden, ‘din, onda tamam oldu’” Şimdi onun ile tamama eriyor temsiller, ifadeler.

Ve kitaba adını veren, arayadurduğumuz yitik cennet, onunla beraber yeniden bulunmuş cennet’e dönüşüyor. Gelmiş geçmiş veliler, evliyalar O’nun gölgesine sığınmışlar hep, yani bu kutluluk ve mutluluk gölgesine. Bunları bilerek, o gölgenin serinliğinden umutlanmaya başlıyoruz biz de.

Kitabı okuduktan sonra artık, “21. yy.da ne işin var?” diye hayali bir soruya, Hz. Adem’den başlayarak verecek bir yanıtım oldu. Peygamberleri anlatan bir kitabı okumak, birkaç sayfa miktarında özetlemeye çalışmak bile peygamber vasıflarından bir nebze olsun ümitlenmesine yetiyor insanın.

Son sayfalarda fikri hayranlığımızı bir diriliş hareketine yönlendiriyor üstad: “işaretler, mecazlar, imajlar ve semboller çerçevesinde ilerleyen düşünce, bu yöntemle, geleceğe yönelmede bir dinamizm kaynağı aramış ve bulmuş olur, demek istedik” diyor ve okuyucuya şimdilik diyeceklerini bitiriyor.

Söylenmek istenenden kendimce anladığım o ki, yitik cenneti bulduğumuz yahut gerçekten arayadurduğumuz vakit, diriliş esintisi bizi de saracak, kutlu bir geleceğe doğru yol aldıracaktır.

 

Kubra Nur Ayar

kaynak: http://www.derindusunce.org

Bir önceki yazımız olan İslam toplumunun ekonomik strüktürü başlıklı makalemizde sezai karakoç, sezai karakoç üzerine ve sezai karakoç ve islam hakkında bilgiler verilmektedir.

This entry was posted in Hakkında Yazılanlar and tagged , , , . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>